Ana içeriğe atla

İnancın Gücü

Hırs, öfke, aşk, arzu, cehalet ve ihtiras; bunlar insanda acıya ve kırılganlıklara sebebiyet veren unsurlardır. Tüm canlıların ölüm ve yaşam arasında daimi bir çemberin içinde sıkışmasına yol açarlar. Bunlardan kurtulmak ancak doğru ve zamanında alınacak bir eğitimle mümkün olacaktır. Kendini temizlemek ve aklının derinliklerini arıtmak için, iman etmek gerek. Akıl efendidir, beden ise bir hizmetçi.. Bilinç idarecidir. Akıl idrak eder. farkına var sonra bırak gitsin . Aklın lekelenmeden kalacak

Yorumlar

  1. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    "İnsan kendine ne kadar değer verirse sevilmeyi düşünmez, değerlerini yaşama nasıl aktarabileceğini düşünür."
    (Yaz. Sinan Ergin)

    Eleştirme, ötekileştirme, dedikodu...vb yapma; neden? Konu, değer ise; o değer içimizde.

    Laf atıldığında nötr ol; nasıl yapabilirsin...

    Sahte veya samimiyetsiz iletişimlerde, geri dur. İnanmadığin insanlar ile sınırlarını koru; bunu yaparken şunu hatırla...

    Bağ kurma çabası, ziyaret gelen hanımefendi; kendisi ile aramızda mecburi bir sınır var. İdare edilince susmayan, gereksiz çok konuşan, manipüle eden, laf atan, lafı farklılaştırıp aktaran, aşağılayan bir üslup ile insanların acı ve zayıf noklatalarindan beslenen, samimiyetsiz ve çıkarına göre konuşan... gelmiş. Niye bağ kurmaya devam ediyor, hedef! Ofisin ortasında " o tarafta göreceğim kimse yok" deyip, laf atma üzerine cümleler! Ne gerek var diye düşündüm. Sonra eleştirme, anlam yükleme ve kendi alanında Allah'a birak dedim. Etkilendim mi, hayır! Geldiği günden beri, geçmiş ile bugünü birleştirip ofis içinde kafasına göre konuşuyor. Çözüm istemiyor, gelip sor; ben sana nezaketle açıklarım; üçüncü kişilerle işin ne? "Can çıkar, huy çıkmaz" atasözü aksine, dua ediyor; Rabbim şifalandirsin, benden hayırlı mübarek uzak olsun, amin.

    "Ne etrafındakileri kıracak kadar sert ne de karşınızdakine cesaret verecek kadar yumuşak olun." (Şadi Şirazi)
    - - -

    Tüm şifa Kuran'ı Kerim'dedir. Maddi ve manevi rızık Allah'tandır. Yeni duyduğum bir sureyi araştırdım, aşağıdaki cümlelerin tamamı alıntıdır:

    ▪︎Hucurat Suresini okumanın faydaları da oldukça fazladır. Çaresizlik zamanlarında insanların bu sureyi okuması gerekmektedir. Hasta olan kişiler bu sureyi düzenli bir şekilde okudukları zaman şifa bulurlar. 

    ▪︎"Hz. Muhammed (SAV) bir hadisinde bu sureyi okuyan kişilerin Allah'a ibadet edenler kadar sevap alacağından bahsetmektedir."

    ▪︎Hucurat 11.Ayet; "Ey iman edenler! Bir topluluk bir başka toplulukla alay etmesin; belki de o alaya aldıkları kendilerinden daha hayırlıdır. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; belki o alaya aldıkları kendilerinden daha hayırlıdır. Birbirinizi ayıplamayın; birbirinizi incitici, aşağılayıcı kötü lakaplarla çağırmayın. Bir insan iman ettikten sonra onu fâsıklığı çağrıştıran bir isimle çağırmak ne kötü bir davranıştır ve böyle yapıp imandan sonra fâsıklık damgası yemek de ne kötüdür. Bu tür davranışların ardından kim tevbe edip Allah’a yönelmezse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir."

    Sonuç:
    İnsan ve içindeki nur... Tevekkül.

    Dua:
    Ey güzel Allah'ım, maddi ve manevi bizleri zehirlediler sen bizi şifalandir. Zihni detoks nasip etki, vücudumuz da detoks gerçekleşsin, amin.

    Acı sığınmak yerine, gayret ve tevekkül hali nasip ediver Allah'ım.. amin.

    İyi niyetli, halis iman sahiplerini sen dünyada öyle makamlar ver ki; iyilik dalga dalga yayılsın. Herşeyin kaynağı sensin, senden istiyor ve senden bekliyoruz. Sen bizi nasiplendiriver Allah'ım, amin.

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  2. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Ediler, Ediler... Büdüleri. Eski partner 'Edi' eşitlik üzerine örnek verip, slogan atıyor. Diyor ki; "eşit davranmak için soruyorum". Vurgu, tonlama müthiş. Savunma mekanizması, devrede. 'Ediler' değişmez korkma, diyesim geliyor. Emek verdi!!
    - - -

    İslâm ve İhsan, "İslam’da İnsanlar Eşit midir?" üzerine yazısı, olduğu gibi aktarıyorum:

    İslâm’a göre insanlar arasıdaki üstünlük, ırk, renk ve millet gibi mecbûrî ve elde olmayan bir tâlih meselesi ile değil, insanın irâde ve gayretiyle elde ettiği Cenâb-ı Hakk’a yakınlık ve takvâ derecesiyle ölçülür. Aynı şekilde zenginlik, güzellik, kuvvetli olmak, belli bir makam ve mevkîe yükselmek gibi şeyler de üstünlük vesîlesi değildir. Bunlar Allah’ın lutfettiği nimetler olup şükürlerinin en güzel şekilde edâ edilmesi gerekir. Her nimetin şükrü de kendi cinsinden olur. Bu dünyada insanlara verilen nîmetler, imtihan esnâsında talebeye sorulan suallere benzer. Bir talebe hiçbir zaman kendisine yöneltilen sorularla övünmeyi düşünmez, ancak verdiği cevaplar netîcesinde aldığı derecelerle sevinir. Mü’minlerin, imtihan için lutfedilen imkân ve nîmetleri Allah’ın rızâsı istikâmetinde kullanarak kazandıkları ecirler de ancak âhirette görüleceğinden, bu dünyada iken övünmenin ve kendini diğerlerinden üstün görmenin hiçbir mânâsı yoktur. Bilakis böyle bir davranış, büyük bir aldanış olur.
    - - -

    YanıtlaSil
  3. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında (devamı);

    Eşitlik yapmış ya, düşündüm eşitlik tavır ve davranışları;

    ~ Menfaati, söz konusu olunca nasıl gözünün döndüğü; naralar atıp masaları devirir.

    ~ Hükmedeci tavırla, insanların davranışlarını yönettiğini (telefonla arayıp, bile şöyle yap diyen biri; birini sevmiyorsa sen onunla konuşuyorsan tavır yapar; sonra seninle anlamsız bir konuda tartışır, sesini yükseltir ki 'ben yukaridayim hissettirir'; akıl verir, sen de sorarsın böyle bir durum olunca belki sormuyorsun diye yapıyordur diye, ne yapar 'ben karışmıyorum kimseye' der; halbuki gözü ile bile karışır.)

    ~ Ve kimse onun maaşı kadar alamaz, alıyorsa bu niye kıdem yapmış ve bilgisini aktarmış; bir sürü hikaye anlatır.

    ~ Yöneticisine efelenir, 'Büdüleri' de bir bakmışsın efelenmiş. Organize işler gibi..

    ~ Sekreterya yönetir, yönetmediğinde kavga eder. Fikir ziyade, itaat sever.

    ~ Edilerin ortak özelliği, aileleri ile telefonda efelik taslayarak konuşur. Aslında çocukken fikri alınmamış ya, acısını çıkarar gibi; eleştiri dili, herkesin içinde.

    ~ Ediler, kötü değil; hükmetme ve itaatkarlik beklentisi var. Olmayınca, şalter atıyor!

    ~ Ortak karar, yönetim tanıdığı biri ise yani arkası sivazlaniyorsa alır.

    ~ Yardımcı personel dağılımı, bitmeyen kavgasıydı. Yardımcılar bilir ki, iyi geçirirse ona 'Edi' referans olacak; bağırmasada sever, her koşulda haklısın abi/abla derler. Gün hesabı adalet değilse, sen daha çok maaş almak için kapasitenin üzerinde iş alıp daha çok personel ile çalışmak istiyorsan bu senin sorunun; adalet sorunu, eşitlik sorunu değil.

    ~ Soru ve bir konu istişaresinde, konuyu anlatan kadar; dinleyen fikir üretecek ki ezber yapmasin. Karşındakini koyun yerine koymak, eşitlik sorunu değil.

    ~ İnsanlar ayrıldıkça, 'herkes gider, sen kalırsın' diye bağırmak ve sorun kavga çıkarmak; eşitlik sorunu değil. Niye ayrılıyor, aynı maaş ve kidem; hükmeden bir abi/abla..

    ~ İşini bitirip çıkarsın, müdür şişirmis benimle konuşuyor; 'sana yardımcı eleman vermeyelim, sen erken çıkıyorsun'; erken mesai saati bitimi oluyor. Yani, mesai yamiyorsan yardımcı elemana gerek yok denilince; eşitlik narası atanlar işletme patronlarına bildirilir, eşit gün paylaşımı devam eder. Sistemini kurmuş, müşterileri seven biri, planlı çalıştığında ve evrak plana uygun geldiğinde mesai yapmazsın, net. Ama birileri şimdi olduğu gibi, burununu sokarsa arkadan firma yani müşteri sen yardımcı alt pozisyonsun der ve tinlamaz.

    ~ Namaz kılarken mescit, abdest alırken lavabo tik tik vurulur ve kavga edilirse. Sen birkez mescit tıklatın diye, ofis naralar atan karakter; eşitlik istiyordur, kesin.

    ~ Büdülerden biri senin aileni kendi ailesi ile mukayese eder; büdülerden biri senin giyim kuşamin, takin bakip laf atar, mukayese eder; büdülerden biri kocasını, senin kocanla mukayese eder.

    ~ Yardımcı eleman, arada kalır; sen birşey anlattığın da, çok yumuşak anlatıyor senin gibi değil lafı 'Edi' çıldırtır. Sonra, bir bakmışsın, yardımcı eleman sana düşman, sen kötü davranıyorsun lafları toplantı konusu olur, seni tinlamazlar.

    ~ Laf atar, 'işini iyi yapsada' insanlar ile iletişimi iyi olmayan çalıştırılmsmalı. Büdülerden biri, 'tanıdık ile girmiş kalır kalır.'

    Yaniiii.... eşitlik!
    Ağzı olan boş konuşur...

    Değerlendirme:
    Kişi, kendine rakip gördüğüne kafayı takiyor. Koltuk sevdası. Sonra, kişilerin laf ve tavırları ile besliyor bu durumu. Menfaati, değiştiğinde seni de birgün yağlar.

    Sonuç:
    Elif olmak, herkesin harcı değil. Vav olmam gereken yer belli.

    Hicbirsey yokmuş gibi konuşmakla olmaz, hediye vermekle samimiyet olmaz. Samimiyet, pişmanlık; içten özür ve bir daha tekrar etmemekle mümkündür.

    Eziyet eden ve edilmesine canak tutan; ahaliye iyi görünmek meziyet değil, adalet kamerası çekiyor.

    Dua:
    Rabbim dünya ve ahiret hayatımızi kolaylaştır, maddi ve manevi bereket nasip eyle biz aciz kullarına, amin. Sağlık huzurla rızıklandır, bizleri... amin.

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...

İyiliği Sessizce Bırak Geriye

Günümüzde iyilik, çoğu zaman bir gösteriye dönüşmüş durumda. İnsanlar yaptıkları yardımı, verdikleri desteği ya da gösterdikleri ilgiyi görünür kılma arzusuyla hareket ediyor. Sosyal medya, bu gösterinin merkezlerinden biri hâline geldi. Artık birine yardım edildiğinde, ilk refleks o anı kayda almak ya da başkalarıyla paylaşmak oluyor. Oysa gerçek iyilik, sessizce yapılan iyiliktir. İyilik, yalnızca ihtiyaç sahibine değil, onu yapan kişiye de iyi gelir. Ancak bu fayda, iyilik karşılık beklemeden, reklam yapılmadan, hatta unutularak yapıldığında ortaya çıkar. Çünkü iyilik, kendisini gizlediğinde derinleşir. İyiliği görünür kılmak çoğu zaman onun anlamını azaltır. Anlatılan, gösterilen, alkış bekleyen iyilikler, samimiyetini kaybetme riski taşır. İyiliğin amacı, takdir edilmek değil; bir boşluğu doldurmak, bir yarayı sarmak, bir yükü hafifletmektir. Bu yüzden iyilik, özünde sade bir eylemdir. Bugün bir iyilik yapmak için büyük bir plan yapmaya gerek yok. Küçük, sessiz, basit bir davra...

Statü Endişesi ve Tüketim Kültürü

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç Bu cümle, modern dünyanın en derin yarasını tek nefeste ortaya koyuyor. Bugün eşya ile insanın yer değiştirdiği, duyguların tüketimle yarıştığı, değerin görünürlük üzerinden ölçüldüğü bir çağın içindeyiz. Ve bu çağın en görünmez ama en ağır yüklerinden biri, giderek artan statü endişesi. İnsanın kendini, karakteri ile değil; sahip olduklarıyla tanımlamaya başlaması… Tüketim kültürünün ise bu duyguyu besleyen büyük bir motor hâline gelmesi… Bugün birçok insan için tüketim, bir ihtiyaçtan çok kimlik göstergesi hâline gelmiş durumda. Bir telefon modeli, bir tatil fotoğrafı, bir çanta ya da bir restoran karesi ve hatta kutsal mekanlarda çekilen bir özçekim… Hepsi aynı soruya cevap gibi: Ben toplumda neredeyim? Tüketim Psikolojisi: Kıyaslamanın Sessiz Çığlığı İnsanın doğasında kıyaslama var. Hepimiz mutlaka bir şeyi başka...