Bugün birçok insanın ortak bir yorgunluğu var. Bu yorgunluk, sadece bedende hissedilen bir ağırlık değil; daha çok zihinde ve kalpte bir dağınıklık gibi. Günler dolu geçiyor, takvimler sıkışık, gündem hiç durmuyor. Konuşuyoruz, yazıyoruz, paylaşıyoruz, yetişmeye çalışıyoruz. Ve sürekli bir koşuşturmanın içindeyiz. Zaman bize yetmiyor. Ama bütün bu hareketliliğin ve hengamenin içinde fark etmeden kendimizden uzaklaşıyoruz. Geçen yazımızda birazcık ölçüye değinmiştik. Ölçü, insanın hayattaki pusulasıydı. Şimdi o pusulayı en çok zorlayan şeylerden birine bakıyoruz: gürültüye. Gürültü dediğimiz şey yalnızca herhangi bir araç veya çevre faktörlerinden gelen yüksek ses değildir. Gürültü, insanın dikkatinin sürekli bölünmesidir. Hayatın aceleye bindirilmesi, zihnin durmadan başka yerlere çağrılmasıdır. Bir bildirim daha, bir ekrana daha bakayım, aman bir şeyleri daha kaçırmayayım derken düşünceler parçalanır. Hiçbir şeyi sindirmeden bir sonrakine geçeriz. Böyle böyle yüzeyselleşiriz. Eskid...