Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İç Sesimizi Neden Duyamıyoruz.

Bugün birçok insanın ortak bir yorgunluğu var. Bu yorgunluk, sadece bedende hissedilen bir ağırlık değil; daha çok zihinde ve kalpte bir dağınıklık gibi. Günler dolu geçiyor, takvimler sıkışık, gündem hiç durmuyor. Konuşuyoruz, yazıyoruz, paylaşıyoruz, yetişmeye çalışıyoruz. Ve sürekli bir koşuşturmanın içindeyiz. Zaman bize yetmiyor. Ama bütün bu hareketliliğin ve hengamenin içinde fark etmeden kendimizden uzaklaşıyoruz. Geçen yazımızda birazcık ölçüye değinmiştik. Ölçü, insanın hayattaki pusulasıydı. Şimdi o pusulayı en çok zorlayan şeylerden birine bakıyoruz: gürültüye. Gürültü dediğimiz şey yalnızca herhangi bir araç veya çevre faktörlerinden gelen yüksek ses değildir. Gürültü, insanın dikkatinin sürekli bölünmesidir. Hayatın aceleye bindirilmesi, zihnin durmadan başka yerlere çağrılmasıdır. Bir bildirim daha, bir ekrana daha bakayım, aman bir şeyleri daha kaçırmayayım derken düşünceler parçalanır. Hiçbir şeyi sindirmeden bir sonrakine geçeriz. Böyle böyle yüzeyselleşiriz. Eskid...

Ölçüyü Kaybedince: İstikamet Nasıl Dağılır?

  Bazen bir toplumun yolu kaybolur ama bunu kimse bir anda fark etmez. Çünkü yol kaybı, büyük bir gürültüyle gelmez. Birdenbire karanlık çökmez. Çoğu zaman her şey “normalmiş gibi” sürer; insanlar konuşur, üretir, tartışır, koşturur… Fakat bir yerlerde, görünmeyen bir şey eksilir: ölçü. Ölçü kaybolunca insanın zihni de dağılır, duygusu da dağılır, ahlakı da dağılır. Daha doğrusu ahlak, bir prensip olmaktan çıkar; şartlara göre değişen bir yoruma dönüşür. Bugün birçok sıkıntının arkasında aradığımız “büyük sebep” belki de budur: Ölçü duygusunu kaybeden insan, istikamet duygusunu da kaybeder. İstikamet sadece bir yön değil; bir omurgadır. Ve omurga kırıldığında beden ayakta dursa bile yürüyüş bozulur. Bu yazıda konuşmak istediğim şey tam da bu: Ölçü bozulduğunda insanın yürüyüşü nasıl bozulur? Ve daha önemlisi: Ölçü yeniden nasıl kurulur? Ölçü, Ahlakın Pusulasıdır Ölçü denince çoğu insanın aklına bir kısıt gelir. “Aman fazla yapma” gibi bir uyarı… Oysa ölçü, kısıtlama değil; deng...

Islah ve Yeniden İnşa: Ahlaki Direncin Onarımı

  Bir toplumun aynasına bakmak kolay bir iş değildir. Çünkü aynanın gösterdiği şey çoğu zaman yüzümüz değil; yüzümüzün arkasındaki alışkanlıklardır. Biz bu yazı dizisinde, alışkanlıkların ahlaka nasıl dönüşebildiğini; ahlakın da nasıl sessizce bir alışkanlığa indirgenebildiğini konuştuk. Görünürlük çağının eşiğini konuştuk: Eşik düştü mü, insan da düşer. Gücün dokunulmazlık hissi üretmesini konuştuk: Dokunulmazlık, vicdanı susturur. Suçun sadece bir hukuk başlığı olmadığını konuştuk: Suç, çoğu zaman önce vicdanda başlar. Temsilin ve rol modellerin çöküşünü konuştuk: Örnek çökerse ölçü de çöker. Ve nihayet, birey ile sistemin birbirini nasıl ürettiğini konuştuk: Kötülük bazen bir kişinin kararı değil, bir düzenin alışkanlığıdır. Şimdi son yazıdayız. Ama aslında burada “son” diye bir şey yok. Çünkü ıslah, bir kapanış değil; bir uyanıştır. Bir Tamir Değil, Bir Dönüş Islah, bozulan parçayı değiştirmek değildir; bozulan manayı onarmaktır. Biz çoğu zaman “bozulanı” suçla, “düze...

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...