Su… Hayatın kaynağı, varlığın özü. Ona baktığımızda sadece bir madde görmeyiz; aynı zamanda insan ruhunun aynasını görürüz. Su, doğası gereği temizdir. Onu bulanıklaştıran, dışarıdan karışan şeylerdir. İnsan kalbi de böyledir: Saf yaratılır, ama nefret, hırs ve çıkarla bulanır. İşte Sufilerin “su gibi ol” öğüdü, bu safiyeti muhafaza etmenin çağrısıdır. Safiyet, insanın hem en basit hem de en zor imtihanıdır. Çünkü saf kalmak, sadece kirden uzak durmak değildir; bulanıklığın ortasında berraklığını korumaktır. Günümüzün gürültüsü, çıkar çatışmaları, hızlı tüketim alışkanlıkları insanı sürekli kirletir. İşte tam da bu noktada suyun dili bize seslenir: “Özünü koru; içine ne karışırsa karışsın, kaynağına dönmeyi unutma.” Su, yol boyunca çamura bulanabilir, bulanık akabilir. Ama kaynağında, toprağın derinliklerinde hâlâ saf ve berraktır. İnsan da böyledir. Ne kadar kirlense de, iç dünyasında saklı duran fıtrat kaynağına döndüğünde temizlenir. Bu dönüş, nefsiyle yüzleşen insanın yeniden ...