Ana içeriğe atla

Hayatımıza Nelerin Anlam Kattığını Biliyor muyuz?

Hayatın günlük telaşesi içinde hayatımıza nelerin anlam kattığını düşünmeyiz. Peki hayatımıza neler anlam katıyor? Birincisi dünyaya neler verdiğimizle anlam kazanırız. Bunu yaparken de "ben değilsem kim?" sorusunu sormadan "ben olmasaydım dünyadan neler eksik kalacaktı?", sorusuna verdiğimiz cevapla kendi varlığımıza ait bilgi ediniriz. ürettiğimiz değerler ise bize bir anlam duygusu verir.

İkinci olarak dünyaya vereceklerimiz gibi dünyadan aldıklarımızla ilgilidir. Çevresinden yakın ilgi ve sevgi görenler hayatlarına daha olumlu anlamlar yüklerler. Kimi zaman ise bu anlam mensubiyet duygusu ile farklı anlamlar ifade eder. Bunlar bir aileye mensubiyet, bir topluluğa mensubiyet veya direkt olarak yakın çevresinden, mesela babasından aldığı güçle kişi kendini ifade eder ve kendini tanımlar.

Üçüncü ve son olarak kaderimize rıza göstermektir. Tabi bu körü körüne kadercilik ve hayattan pes etme anlamına gelmesin. Elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra sonuca katlanma, ama asla pes etmeme anlamına gelmektedir. Unutmayalım ki her hata, hata olarak değil de bir tecrübe olarak algılanırsa başaramayacağımız hiç bir şey olmaz.

Yorumlar

  1. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Hayatımıza neler anlam katıyor, temel üç duygu; samimiyet, sevgi ve saygı. Bu duygular yakalayabilirsek; bağ kurabiliyoruz.

    Neden?..
    Güven oluştuğu için bağ oluşuyor.

    İletişim şeklinde "biz aileyiz" deyip; samimi ifadeler kullanılması...

    Sonra bir gün aynı fikirde olmayınca yine o samimiyetle; şiddet uygulaması...

    Çoook samimi!
    "Hükmeder" ; boyun eğmen gerekiyor.

    Birde samimiyet ikinci bir yüzü var; laçka. Üstüne kuyruk sallayıp, yanındakilere tabiri caizse hırtlık yapmak.

    Sebebi!
    "Menfaati" ; sahtelik getiriyor.

    Birde samimiyetin üçüncü yüzü var; hadsizlik. Yaşı bahane edip, karşınızdakine nasihat etmek. Talep etti mi!? Hayır... Kendince konuşup, sonra uymadın diye tavır yapar.

    Kurumsallık sloganı atanlar, kör noktalar;
    ▪︎Sağlıksız iş ortamı; iş sağlığı ve güvenliği süreli toplantısı ile mümkün mü? Hayır.
    ▪︎Edep ile mümkün; üslup, hal, haraket, sorumluluk, netlik, dürüstlük.
    ▪︎Kaliteli İletişim; "sen ben o" yerine, "sizli bizli" olmak.
    ▪︎Kariyer ve gelir imkanı ile önünü açmak.
    ▪︎Kaos yerine, samimiyet ve netlik.
    ▪︎Denklik, problem olmaması; samimiyetle.

    Sonuç:
    Samimiyet, koşulsuzluktur; kendin olabilmen, olabilmeleridir. Duruma ve çıkarlara göre değişmez.

    Dua:
    Samimi, Allah (cc) rıza-i ilahisi için sevip sayan insanlar ile yollarımız kesişsin. Amin... Senin haberin bile olmadan, senin için dua eden yüreği güzel insanlar ile haşrolalim. Amin...

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...

İyiliği Sessizce Bırak Geriye

Günümüzde iyilik, çoğu zaman bir gösteriye dönüşmüş durumda. İnsanlar yaptıkları yardımı, verdikleri desteği ya da gösterdikleri ilgiyi görünür kılma arzusuyla hareket ediyor. Sosyal medya, bu gösterinin merkezlerinden biri hâline geldi. Artık birine yardım edildiğinde, ilk refleks o anı kayda almak ya da başkalarıyla paylaşmak oluyor. Oysa gerçek iyilik, sessizce yapılan iyiliktir. İyilik, yalnızca ihtiyaç sahibine değil, onu yapan kişiye de iyi gelir. Ancak bu fayda, iyilik karşılık beklemeden, reklam yapılmadan, hatta unutularak yapıldığında ortaya çıkar. Çünkü iyilik, kendisini gizlediğinde derinleşir. İyiliği görünür kılmak çoğu zaman onun anlamını azaltır. Anlatılan, gösterilen, alkış bekleyen iyilikler, samimiyetini kaybetme riski taşır. İyiliğin amacı, takdir edilmek değil; bir boşluğu doldurmak, bir yarayı sarmak, bir yükü hafifletmektir. Bu yüzden iyilik, özünde sade bir eylemdir. Bugün bir iyilik yapmak için büyük bir plan yapmaya gerek yok. Küçük, sessiz, basit bir davra...

Statü Endişesi ve Tüketim Kültürü

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç Bu cümle, modern dünyanın en derin yarasını tek nefeste ortaya koyuyor. Bugün eşya ile insanın yer değiştirdiği, duyguların tüketimle yarıştığı, değerin görünürlük üzerinden ölçüldüğü bir çağın içindeyiz. Ve bu çağın en görünmez ama en ağır yüklerinden biri, giderek artan statü endişesi. İnsanın kendini, karakteri ile değil; sahip olduklarıyla tanımlamaya başlaması… Tüketim kültürünün ise bu duyguyu besleyen büyük bir motor hâline gelmesi… Bugün birçok insan için tüketim, bir ihtiyaçtan çok kimlik göstergesi hâline gelmiş durumda. Bir telefon modeli, bir tatil fotoğrafı, bir çanta ya da bir restoran karesi ve hatta kutsal mekanlarda çekilen bir özçekim… Hepsi aynı soruya cevap gibi: Ben toplumda neredeyim? Tüketim Psikolojisi: Kıyaslamanın Sessiz Çığlığı İnsanın doğasında kıyaslama var. Hepimiz mutlaka bir şeyi başka...