Ana içeriğe atla

Üretim Ekonomisi Mi, Tüketim Ekonomisi Mi?

“Üretmeden büyüyemeyiz, tüketerek zenginleşemeyiz.”

Ekonomiyi bir aile bütçesi gibi düşünelim. Evde herkes çalışıyor, üretiyor, gelir geliyor, sonra ihtiyaçlar için harcanıyor. Bu, üretim ekonomisidir. Ama evde kimse çalışmıyor, sürekli borçla alışveriş yapılıyor, birikim yok… işte bu da tüketim ekonomisidir.

Bir süre böyle idare edilir ama sonunda borç kapıyı çalar. Devletin ekonomisi de aynı mantıkla işler.


Üretmeden Olmaz

Şunu çok net söyleyelim: Bir ülke ürettiği kadar güçlüdür.

Telefonu dışarıdan alıp giyimi ihraç ederseniz, bir noktada denklem bozulur. Çünkü sattığınızın değeri düşük, aldığınızın değeri yüksek olur. Türkiye’nin yıllardır yaşadığı temel sorun da bu.

Üretmeden büyümek, kumdan kale yapmaya benzer: İlk dalgada yıkılır.


İthalat–İhracat Dengesi

İthalat yapmadan olmaz; çünkü enerji, bazı hammaddeler dışarıdan gelir. Ama mesele şu: Biz dışarıdan aldığımızı satabiliyor muyuz, hatta daha değerli hale getirip ihraç edebiliyor muyuz?

Bugün Türkiye’nin en büyük açmazı, yüksek teknoloji üretememesi. Tekstil, gıda, otomotiv yan sanayi ihraç ediyoruz ama telefon, bilgisayar, ilaç ithal ediyoruz. Yani ter döküyoruz ama kazancın büyük kısmı başkasına gidiyor.


Türkiye’nin Büyüme Modeli

Son yıllarda büyümeyi daha çok inşaata, hizmet sektörüne ve tüketime yasladık. Bu kısa vadede hareketlilik yarattı ama kalıcı refah getirmedi. Çünkü bina üretmek ya da AVM açmak, teknoloji üretmekle aynı şey değil.

Gerçek kalkınma için tarımı güçlendirmek, sanayiyi teknolojiyle buluşturmak, ihracatı katma değerli hale getirmek şart.


Tüketim Kültürü ve Psikoloji

Tüketim ekonomisi sadece rakamları değil, insanın zihnini de şekillendiriyor.

“Ne kadar çok harcarsam o kadar mutluyum” düşüncesi yayılıyor. Reklamlar, modalar, krediler bu algıyı besliyor. Ama sonunda elde kalan, borç ve pişmanlık oluyor.

Üretim ekonomisi ise emeğin değerini öne çıkarıyor. Topluma sabrı, kanaati ve çalışmanın önemini öğretiyor.


Ahlaki Boyut

İslam medeniyetinde üretim, helal kazançtır; tüketim ise kanaatle sınırlıdır. İsraf etmek, sadece bireysel kayıp değil, toplumsal bir çürümedir.

Kendi üreten toplum, başkasına muhtaç olmaz. Üretim sadece ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir tercihtir.


Sonuç

Türkiye’nin yolu tüketerek günü kurtarmak değil, üreterek geleceği inşa etmektir.

Teknolojiye yatırım yapmadan, tarımı güçlendirmeden, ihracatı çeşitlendirmeden güçlü bir ekonomi kurulamaz.

Çünkü tüketim günü yaşatır, üretim ise geleceği kazandırır.

Yorumlar

  1. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Yatırım önce beyinlere; eğitim ve öğretime yapılmasıdır. Kanaat yoksa, denge yoktur.

    Denge hem üretmek hem de için acımadan tuketebilmektir. Neye acır için, yaptığın harcama gereksizse. Gerekliliği ihtiyaçlar belirler, bazen de hayat.

    Bir psikoloji söyleşisinde dinledim, eğer harcama yaparken aciyor ve keyif almıyorsan alma verme dengen bozuluyor.
    ** Üretmek ve tüketmek denge istiyor, kişiler veya toplum hem üretken hem de harcarken tüketmenin keyfini alması önemli.
    ** Üretken ve özgün; tüketken ve keyifli olmak vizyon gerektirir. Mukayese etmemen ise, rızkın merkezini farkında olman ile ilgilidir. O zaman gereksiz yorum yapmazsın. Helalin peşine düş...

    İhtiyaçlar sonsuzdur. Kişiye göre değişir. Yoruma açıktır, fakat haddini bilen yorum yapmaz şöyle düşünür kendi bilir, istese fikir isterdi. Kimyada doğum noktası vardır; baskılamak çözüm değil, akışta kalmak çözümdür.

    Uyanış:

    Üretebilmek, gayret ve emek ister. Fırsatlar, nasiptir...

    Tüketirken acı çekmemek ve keyif almak, ihtiyaçlarının farkinda olabilmekte nasiptir...

    Çalış, çabala, faydalı ol, emanet sahibi olduğunu unutmadan nefsine zulmetme. Alma ve verme dengesini koru, gani gani kazan ve harca bereketle...

    Fikirler değişir, şimdilik böyle.
    Saygılarımla...

    YanıtlaSil
  2. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Bereket konusu, yatırım veya kazanç kadar önemli. Bereket nerede gizlidir. Anneme göre, evin hanımında. Evin hanımının, hanım olması ise erkeğe bağlıdır.

    Mahremiyeti bilenin bereketi vardır...

    Gıda israfı yapmayanın bereketi vardır...

    Gıda güvenilirliği özen gösteren hem sağlığı afiyeti vardır, nesli hayırlı, bereketi vardır...

    Cüzdanında para bölümü ile kartlar, farklı bölümde olması bereket vardır...

    Kadin veya erkeğin, dine uygun takı takmasında bereket vardır...

    Çanta türü ne olursa olsun yere bırakmamakta bereket vardır...

    Nimet olan ekmeğin taşırken veya sunumda herşeyin üzerinde tutulmasında bereket vardır...

    Pazarlık sünnet olsada, karşındakinin gönül rızası kırılmaması gerekir. Çünkü, emeğe saygısızlık yaparsan biri de gelir senin emeğini ucuza kapatır mecbur bırakır. Gönül almakta bereket vardır...

    Kazancına haram karıştırmamak sadece maddi değil, aynı zamanda manevi boyutu var. İş alırken bırak o sana gelsin, yarışa girme, kimse ile mukayese halinde olma, kimsenin işinde ve kazancını merak etme, rızık Allah'tandır unutmamakta bereket vardır...

    Verilen sözü tutmada, sorumluluk duygusunda bereket vardır...

    Anne baba, büyük ailede dede ninelerin duasını alabilirsen, maddi ve manevi bereket vardır...

    Yaşı ne olursa olsun karşılıklı saygıda bereket vardır...

    Minik yüreklerde bereket gizlidir, sohbet oyun ve hediye almakta bereket vardır...

    Niye bereketi bu konunun altına yazdım, üretmek ve tüketme şekilleri önemli. Herşey gönül hoşluğu ile mümkün, denge burada fikrimce. Naçizhane.

    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  3. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Üretebilmek için çalışan insan bulamadığı için işyerini kapatanlar var. Yabanci çalışan tercih olsada, çözüm değil.

    Teknolojik çözümler belki de üretimi artirabilmemiz için gerekli. Yatırım için hibe programları daha ulaşılabilir olması önemli.

    Mutlu ve geçim derdi olmayan çalışanlar ile maximum üretime ulaşabiliriz. Üretmek deyince benim aklıma, sanayi geliyor. Hizmet sektörü, tüketim odaklı bir sektör.

    Farkındalıkları olan insanlar, üretken fikirler ile donanır. Hayata geçirmek, saygılı ve özgürce ifade edebilme ile mümkün. Hayal edebilen insanı, kısıtlayan cinayet işler. Çünkü, üretebilmek ilk tohumu hayal ile başlar.

    Ruhu tok insanlar, fayda peşindedir. İlham alır, ilham verir... Fayda eşittir, üretebilmektir.

    Kısıtlanmış ve baskılamamış ruhlar, tok olur. Çünkü kimin ne yapıp yapmadığı ile ilgilenmez, ne üretebildim bugün ile ilgilenir.

    İlham aldı ise çalmaz veya copy cümle kurmaz, atıfta bulunur özgüvenle, takdir ederek. Üzerine konmaz veya buna gerek duymaz, takdir eden takdir edilir, döngü, aynalama...

    Niyet ettik Allah'ım üretmeye, kazanmaya ve ruhan dengede kalmaya, keyifle sağlıkla sevdiklerimizle harcamaya. Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  4. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    İnsanlar niye sahteleşir, diye düşünüyorum. Beyin fırtınası;
    - Menfaati
    - Korkuları
    - Dedikodu sever

    İnsanlar kendilerini olduğunun dışında lanse etmesi, hastalık halini alması normal mi..!?

    Bazı insanlar, başkalarının herşeyini merak eder ve sınırsız soru sorar. Nedeni merak zannedersin, değil... Malzeme toplayıp menfaati için aktarıyor; korkularına kalkan yapıyor; birazcık konuşmayı da sevince... Giyisini nerden aldin kaça aldın, ne kadar verdin, nereye gittin, hasta mıydın, pahalı değil mi.....vb. Sıkılırsın ama yalanda söyleyemezsin. Gereksizlik üzerine bir çok sohbet. İnsan modayı konuşabilir ama karşılıklı ortak zevklerin olması ve birbirine tavsiye verirsin; sorgu memuru gibi soru cevap olmaz. Hep merak zannedersin, birde kendini için "ben alamam çok pahalı" yorumu yapar, acındırır kendini.

    Tesadüf ev ortamı görürsün, Rabbim daha çok versin daha daha iyi olsun. Bunca laf, bunca cümle boşmuş. Senin 5 yıl alsam mi almasam mi, pahali deger mi deymez mi diye kritik ettiğin şey görürsün. Hiii... dersin. Konu harcarken neyi önemsediğin ile ilgilidir; kimi kıyafete, kimi ev eşyasına, kimi arabaya, kimi tatile, kimi çocuk okutmaya, kimi ev almaya, kimi arsaya, kimi kişisel bakima, kimi yatırıma... vb harcar. Kimse kimsenin neye nasıl parayı harcama şeklini sorgulaması yanlış, edepsizlik. Boş konuşmakta!!

    Biliyordum da daha da idrak ettim, az konuş sosyal mesafeni koru. Adabı muaşeret bilen baş tacı, bilmeyene Allah selamet versin...

    Uyanış:
    Gereksizlik = Bereketsizliktir

    Sonuç:
    Herkesin rızkını Allah (cc) belirliyor; bereketli olup olmaması için gayret kulda...

    Dua:
    Kimsenin hiç birşeyinde gözün olmasın, Rabbine dayan. Allah (cc) seni, mukayeseden korusun, maddi ve manevi rızkına bereket versin, amin...

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...

İyiliği Sessizce Bırak Geriye

Günümüzde iyilik, çoğu zaman bir gösteriye dönüşmüş durumda. İnsanlar yaptıkları yardımı, verdikleri desteği ya da gösterdikleri ilgiyi görünür kılma arzusuyla hareket ediyor. Sosyal medya, bu gösterinin merkezlerinden biri hâline geldi. Artık birine yardım edildiğinde, ilk refleks o anı kayda almak ya da başkalarıyla paylaşmak oluyor. Oysa gerçek iyilik, sessizce yapılan iyiliktir. İyilik, yalnızca ihtiyaç sahibine değil, onu yapan kişiye de iyi gelir. Ancak bu fayda, iyilik karşılık beklemeden, reklam yapılmadan, hatta unutularak yapıldığında ortaya çıkar. Çünkü iyilik, kendisini gizlediğinde derinleşir. İyiliği görünür kılmak çoğu zaman onun anlamını azaltır. Anlatılan, gösterilen, alkış bekleyen iyilikler, samimiyetini kaybetme riski taşır. İyiliğin amacı, takdir edilmek değil; bir boşluğu doldurmak, bir yarayı sarmak, bir yükü hafifletmektir. Bu yüzden iyilik, özünde sade bir eylemdir. Bugün bir iyilik yapmak için büyük bir plan yapmaya gerek yok. Küçük, sessiz, basit bir davra...

Statü Endişesi ve Tüketim Kültürü

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç Bu cümle, modern dünyanın en derin yarasını tek nefeste ortaya koyuyor. Bugün eşya ile insanın yer değiştirdiği, duyguların tüketimle yarıştığı, değerin görünürlük üzerinden ölçüldüğü bir çağın içindeyiz. Ve bu çağın en görünmez ama en ağır yüklerinden biri, giderek artan statü endişesi. İnsanın kendini, karakteri ile değil; sahip olduklarıyla tanımlamaya başlaması… Tüketim kültürünün ise bu duyguyu besleyen büyük bir motor hâline gelmesi… Bugün birçok insan için tüketim, bir ihtiyaçtan çok kimlik göstergesi hâline gelmiş durumda. Bir telefon modeli, bir tatil fotoğrafı, bir çanta ya da bir restoran karesi ve hatta kutsal mekanlarda çekilen bir özçekim… Hepsi aynı soruya cevap gibi: Ben toplumda neredeyim? Tüketim Psikolojisi: Kıyaslamanın Sessiz Çığlığı İnsanın doğasında kıyaslama var. Hepimiz mutlaka bir şeyi başka...