Gazze…
Bir coğrafyanın adı olmaktan çıktı, insanlık utancının tam ortasında bir yara oldu artık. Her gün bir çocuk eksiliyor, bir anne evladını toprağa veriyor, bir aile daha tarihten siliniyor. Haber bültenlerinde birkaç saniyelik bir görüntü, sosyal medyada birkaç “beğeni”, sonra yine hayat kaldığı yerden devam ediyor. Ama biz, gerçekten devam ediyor muyuz? Yoksa sadece alışıyor muyuz? İnsan, acıya alıştığı anda içindeki en temel duyguyu kaybeder: merhameti. Bir dramı izlemekle yetinmek, ekran karşısında gözyaşı dökmekle teselli bulmak… Hepsi insanın ruhunu biraz daha uyuşturan birer avuntuya dönüşüyor. Bir zamanlar bir başkasının acısına başımızı eğerdik, şimdi ekran değiştiriyoruz. Bir haber spikerinin soğukkanlı sesiyle öğrendiğimiz ölümler, reklam arasında unutulup gidiyor.
Kayıtsızlık, bu çağın en büyük salgını. Eskiden zulüm suçtu, şimdi sessizlik de bir suç. Seyirci kalan her göz, zalimin yanında bir taş daha koyuyor.Ve her suskunluk, adaletin terazisine bir ağırlık daha bindiriyor.
Psikologlar, tekrar eden acıya alışmanın ruhu felce uğrattığını söyler. Antropologlar, bir toplum başkasının acısına yabancılaştığında çözülmenin başladığını yazar. Tarihçiler bilir ki, her zalimin karşısında bir seyirci çoğunluk olduğu için kötülük bu kadar rahat çoğalır. İşte bugün, tam da bu yüzden, dünyanın neresinde olursa olsun bir çocuğun çığlığına kulak tıkamak, sadece acımasızlık değil, aynı zamanda insanlıktan da vazgeçmektir.
Gazze’de evler yıkılırken, hayatlar sona ererken, en büyük enkaz bizim sessizliğimizde birikiyor. Kendi rahatımız bozulmasın diye gözlerimizi kapatıyoruz, “ben ne yapabilirim ki?” diyerek işin içinden sıyrılıyoruz. Ama bil ki, susmak da bir seçimdir. Ve bazı seçimler, asla masum değildir.
Bir annenin acısı dünyanın öbür ucunda bile olsa, o acı aslında en önce bizim kalbimize dokunmalıydı. Ama şimdi, acıya duyarsızlık yaygınlaştıkça, zalimler daha da cesurlaşıyor. Onlara bu cesareti tanklar değil, seyirci kalan kalabalıklar veriyor.
Umut var mı?
Evet, ama bu umut pembe sözlerde değil, harekete geçen vicdanlarda saklı. Bir yazı, bir dua, bir cümle, bir paylaşım… Hepsi karanlıkta yakılan bir mum olabilir. Çünkü insanlığın devamı, çoğu zaman tek bir yürekle, tek bir “yeter artık!” sesiyle başlar.
Gazze, sadece Gazze değildir; senin vicdanında yankılanan, insan kalabilme sınavının adıdır.
Şimdi susmak mı, yoksa insanlığın tarafında kalmak mı?
Unutma:
Zulüm, sadece bombayla değil, sessizlikle de büyür.
Sessiz kalma suça ortak olmakla eşit bence. Emeğinize sağlık. Pek yorum almadığına göre sessizliğe devam.
YanıtlaSilZulme rıza zulümdür.
YanıtlaSilBu konu biraz konuşmalık, yazı ile ifade edemeyecek kadar derin ve vicdan yakıyor. Dünyada zülm gören tüm milletlere Allah (cc) hayr kapısı açsın.. Amin. Saygılarımla,
YanıtlaSil