Ana içeriğe atla

Su Gibi Ol


Sufilerin dilinde “su” sıradan bir şey değildir. Onlar için su, hayatın en derin hakikatlerini anlatan bir aynadır. Peki, neden su gibi olmamız söylenir?


Gelin bunu adım adım konuşalım.


Su: Temizliğin ve Saflığın Simgesi

Su denildiğinde aklımıza ilk gelen şey temizliktir. Suyun dokunduğu yer arınır, tazelenir. İnsan da böyledir. Kalbimiz saf yaratılmıştır, ama dünya telaşı, hırs ve öfke onu kirletir. İşte “su gibi ol” demek, kalbini tertemiz tut demektir. Su, berraklığını kaybettiğinde bulanık olur; insan da kalbini kaybettiğinde kirlenir.


Akışkanlık: Hayata Direnmemek

Su, önüne çıkan kayalara kafa tutmaz. Akıp gider, yolunu bulur. Bazen gürül gürül çağlar, bazen damla damla süzülür. Yani su, her şeye uyum sağlar. Hayat da böyledir. Hepimizin önüne engeller çıkar. İnat edip duvara vurursak kırılırız. Ama su gibi olursak, sabırla akar, bir yol buluruz. Bu, pasif olmak değil; bilakis en güçlü duruşlardan biridir. Çünkü su, kayaları bile sabırla aşındırır.


Tevazu: Yüksekten Aşağıya Akmak

Düşünün, su dağların zirvesinden doğar ama hiç kibirlenmez. Hep aşağılara doğru akar, ovayı bulur, denize kavuşur. Sufiler bu yüzden tevazuyu suyla anlatır. İnsan da böyledir; büyüklüğün sırrı alçakgönüllülükte saklıdır. Ne kadar alçalırsan, o kadar çoğalırsın.


Merhamet: Herkese Aynı Şekilde Dokunmak

Yağmur yağarken seçmez, herkese eşit düşer. Çiçeğe de toprağa da, yoksula da zengine de aynı rahmeti taşır. Su gibi olmak, kimseyi ayırmadan sevebilmek, merhametini herkese ulaştırabilmektir. Çünkü Allah’ın rahmeti de böyledir; ayırmadan, seçmeden herkese ulaşır.


Arınmak ve Arındırmak

Su sadece temiz kalmaz, dokunduğu yeri de temizler. İşte su gibi olan insan da böyledir. Kendisi kötülükten arınır, başkasına da iyilikle dokunur. Yanına geleni ferahlatır, huzur verir. Böyle bir insanın bulunduğu meclis, adeta su serpilmiş gibi serinler.


Sabır: Damlanın Gücü

Bir damlanın kayayı deldiğini görmüşsünüzdür. O küçücük damla, sabırla hep aynı yere düşer ve sonunda en sert taşı deler. Bu bize şunu öğretir: Su gibi olmak, sabretmektir. İnsanın önüne çıkan zorluklar sabırla aşılır. Acele eden yolda kalır; sabreden ise hedefe varır.


Birlik: Denize Kavuşmak

Suyun asıl hikmeti, sonunda denize ulaşmasıdır. Nereden gelirse gelsin, yağmurdan, dağdan, gölden… Hepsi bir noktada birleşir. Bu da bize şunu hatırlatır: İnsanların asıl yolculuğu da Allah’a doğrudur. Hepimiz farklı yollardan yürürüz, ama sonunda aynı denize kavuşuruz.


Son Söz

Sufilerin “su gibi ol” derken anlattığı şey, sadece yumuşaklık değil, bir hayat felsefesidir. Su gibi olan insan:

Kalbini temiz tutar,

Hayata direnmez, yolunu bulur,

Tevazuyla büyür,

Merhametini herkese taşır,

Hem kendini hem başkasını arındırır,

Sabırla engelleri aşar,

Ve sonunda birliğe, denize, yani Allah’a kavuşur.


Mevlânâ’nın dediği gibi:

“Su gibi aziz ol; ama aynı zamanda su gibi mütevazı ol. Çünkü su, her yere hayat verir; ama sonunda denizde kaybolarak yok olur.”

Yorumlar

  1. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Su gibi olmak, niyettir...

    Gayret, enerji ve çaba gerektirir. Yorulmuş insan, önce soluklanmalı suyunu içmeli. Sonrada, suyu derinden hissedip onunla hasbihal edebilmelidir.

    Saygı, bir ortamda sadece yönetici veya patrona karşı yapılan bir eylem ise bu ortamda kalarak su olamazsınız. Çünkü, ağzına geleni söylemeyi samimiyet zanneden yaptığı patavatsızlığı ve görgüsüzlüğe her seferinde aştığı sınır rahatsız olduğunu söylediğinde, alayci veya ayı gibi bağırarak laf söyleniyor olması 14 yılda kurum kültürü ve ortam bu dedirtir.

    Yeni bir psikoloji dinletisinde, samimiyet ile patavatsızliği arasındaki farki şöyle özetlemişler;

    * Samimiyet, içtenliktir; söylerken karşındakinin kalbini gözetir.

    * Patavatsızlik ise ağzına geleni söylemektir, düşüncesizdir ve kılıcıdır.

    * Samimiyet, yakınlık kurar.

    * Patavatsızlık, araya mesafe koyar.

    * Samimi insanı, yanında tutmak istersin.

    * Patavatsız insandan ise içten içe uzaklaştırırsın.

    * Samimiyet, cesarettir; çünkü nezaketle bir araya gelir.

    * Patavatsızlık, ölçüsüzlüktür; çünkü sadece kendini düşünür.

    * Samimiyet, güven kazandırır.

    * Patavatsızlık, güven kaybettirir.

    Patavatsızlık, içten gelen bir kıskançlık kokar ve manipülasyondur. Çünkü, rahatsız olduğunu söylediğinde bile durmaz ve alayci bir gülüş ile devam eder. Su gibi olmak mümkün değil, sınır koyarak ancak bu durumu durdurabilirsiniz. Ya da erkek mantığı, döveceksin konu kapanacak sıkıyorsa yapsın!

    “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” (Nasihat ile yola gelmeyenin azarlanması gerektiğini, azar ve nasihat ile yola gelmeyenin ise hakkının dayak olduğunu anlatan Ziya Paşa tarafından söylenmiş bir özdeyiştir.)

    Nezaket, su gibi olmak her konuda olmaz. Ahlaki konularda olmaz! Din bu konuda çok açık, emanetinine eziyet etmemeyi de emrediyor. Ama hayat şunu öğretmiştir ki, balık baştan cesaret almazsa kokmuyor. Net.

    Son Uyanış:
    Su gibi insanlar ile su gibi olabileceğimiz yerlerde olmak var olup ve verimli işlere imza atmak niyetiyle... huzur ve bereketle... sevgi ve saygı ile... her gün şükrederek... bol bol helal kazançlar.

    Kime saygı duyulur, saygı gördüğün insana saygı duyarsın. Aksi halde, eyileceğimiz makam belli ve tek. Emanetin sahibi.

    Sonsuz
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  2. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Su gibi olmak, niyettir...

    Hatasız olmak, niyettir...

    Günahsız olmak, niyettir...

    Tövbe etmek, niyettir...

    Tümü önce niyet, sonra gayret ile mümkündür. Devam eden durumlarda, niyet ya yoktur ya da eksiktir.

    Birinin samimiyetine ancak emeği ile inanırız. Çaba yoksa, içtenlikte yoktur. İçtenlik yoksa, herşey anlamsız ve sahtedir.

    Herşey menfaat üzerine kurulmuş bir düzende veya iletişimde maddi ve manevi bereket mümkün mü..?

    Saygı ve sevgi hissedilir. Önce beden dili, sonra sözler. Davranışlara inmemiş söylemler, ne kadarda sahtedir...

    Sehven hata yaptın, ok.

    Sehven bağırdın, ok.

    Sehven yanlış bilgi verdin, ok.

    Sehven tutarsız konuşuyorsun, ok.

    Sehven dedikodu yapıyorsun, ok.

    Sehven manipüle ediyorsun, ok.

    Sehven... Sehven...

    Ok. Ok. Ok...

    Mümkün mü?

    Kağıda kaleme dökülünce ne kadarda mümkün olmadığı ortada değil mi...?

    Sehven yapılan her davranış sonrası çaba ve telafi varsa, bu durum gerçekten sehvendir. Çaba sonrası, devam eden tekrar olmaması ise özendir.

    İnsan olmakta, kalmakta emek ve gayrete aşıktır... Su gibi, devamlılık ister.

    Özde, sözde ve davranışlarda;
    Su gibi aziz olmak niyetiyle...

    Güven özde gizlidir, sözde değil.
    Saygılarımla,

    YanıtlaSil
  3. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    İnsanoğlu gücü yettiğince, kaliteli yaşar. Yaşamak, kul olmanın gerekliliği kadar; nefse zülm etmemektir. Nefse zülm eden, bir noktada farkında olmadam hüsrana uğrar.

    Güç, fiziksel veya servet ile bağlantılı görünse de; özünde vizyon ve görgü varsa anlam kazanır.

    - Net ve kararlı insan, güçlüdür.
    - Ne istediğini bilen insan, güçlüdür.
    - Nerede nasıl iletişim kurabileceğini bilen insan, güçlüdür.
    - Görünenin arka perdesini görebilen insan, güçlüdür.
    - Beden dili ile ruh dilini çözebilen insan, güçlüdür.
    - Sığ olmayan insan, güçlüdür.
    - Mert insan, güçlüdür.
    - Kendinden zayıfı ezmeyen insan, güçlüdür.
    - Güç gösterisi yapmayan insan, güçlüdür.
    - Dalkavukluk yapmayan insan, güçlüdür.
    - Şahsiyet sahibi insan, güçlüdür.

    Güçsüz kimdir?
    Emanetin sahibi unutup, güçlü olması gerektiği yerde bunu yapmayı tercih etmeyen güçsüzdür.

    Kalite demişken, insandaki kalitelinin ölçüsü nedir? Biraz beyin fırtınası, biraz gözlem, biraz deneyim derken, kaliteli yani nezih bir yaşam için gayret;

    - Sessiz, sakinliği duruluk verir.
    - Ses tonunun ritmi belli, bağırmaz, abartmaz, ısrar etmez.
    - Hesap sormaz, laf sokmaz.
    - Kimseyi küçümsemez, alay etmez, aşağılamaz.
    - Üste çıkmaya çalışmaz, rekabete girmez.
    - Sorulmadikca kendinden bahsetmez, sorunca fazla detay vermez.
    - Yapacaklarını ulu orta anlatmaz.
    - Anlamayanla uğraşmaz.
    - Değer görmediği yerde, söz söylemez.
    - Onlar diliyle değil, duruşuyla konuşur.
    - Görünür olmaya ihtiyaçları yoktur.
    - Dedikodu dinlemez, herkesi alanında bırakmasını bilir.
    - Alma verme dengesini bilir.
    - Cömertliktir, hesap sormaz, vermiştir mutludur ve konu kapanır.
    - İstediği hiçbir şeyi zorla yapmaz.
    - Pozitiftir, farkındalıklari devam eder.
    - Herkese selamet diler.
    - Allah'a bırakır, herşeyi.
    - Eksiklerini bilir, tevazü sahibidir.
    - Gayret, niyet ve teslimiyet ile yaşar.
    - Emanetçi olduğunun farkındadır.

    #Saygılı #Saygın #Emanetçi

    YanıtlaSil
  4. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Üzülmesine kıyamadığınız insanlar vardır, nedenini düşünürsünüz.. niyetinin temiz olması, iyi kötüyü ayırt etmesi, sığ olmaması, insan olması. Gidersem üzer miyim diye düşünürsün, o seni üzmemek için elinden geleni yapmıştır. Şartlar başka olsa, hiç üzmez onu da bilirsin. Bu yüzden, gönlüne yük olmak da istemezsin. En iyisidir gitmek...

    Bir elin parmakları bile bir değil, fark ettiğini yaşadın o kadar; belliydi saygısızlıklar ve kişiler.

    Baş parmak haklı, işaret pardağı da kendince haklı...!

    İkisi arasındaki bir olumsuzluk olsun istemezsin, işaret parmağı ile olmaz. Baş parmak, iyi kalbin kadar iyi eleman ve müşterilerin olsun ve bereketle kazan, harca...

    İşaret parmağı gönül koymuyorum, Allah(cc) selamet versin; yıllardır beklemiş normal.

    İşaret parmağı liderlik/patronluk istiyor; hatta "dışarıdan da bizimle çalışabilirsin" diye söylüyor; hükmetmek istemesi normal.

    İşaret parmağı kimi işaret ederse, o iyi veya kötü; bu da normal. Konuyu bilene soruyor, bilen hata yapıyor ama kamufle edebilme ve kıvırma kabiliyeti var; işine ne geliyorsa ona göre 'kötü demesi' normal.

    Yalakalar, nefsi okşuyor; normal. Sadece hoş olmadı!!

    Geçen birşey dinledim,
    ◇Anadolu kültürü:
    -Çocuklukları paşa ve prenses diye seviyoruz; çocukluktan geliyor, öveni seviyoruz.
    -Samimiyetsizliğini bilsekte, kulağa hoş geliyor ve motive oluyoruz.
    ◇ Kulak ve içselleştirme durumu:
    -Az dinleyin bazı insanları;
    -Kulak rahim gibidir; duyduğunu büyütür diyordu.

    Sonuç:
    Görülen köy kılavuz istemez demiştik, olanların tümü normal.

    Ayrılmak bir karardır. Ararı alır ve açıklarsınız; rüyalar birebir çıkması gösteriyor ki, kulum seni koruyup kollamak içindi, kolaylıkla tevekkül geçmen içindi der gibi... Çünkü, tüm adımlar Allah'ın izni iledir. Hatta yok artık deyip uyanırsın, aynısı olunca bir sakinlik duyar ve tevekküle geçiş yaparsın.

    "Edi"ler değişmez, "Büdü"ler dönemsel değişir. "Edi" hırsını, "Büdü" her çeşidini daha önce gördüm. Hırsı sarınca gözü dönüyor; "Edi" şimdi ergence zafer kahkahaları atıyor; nerden biliyorum, mutsuz ve hırçın karakter nasıl değişir; vaadlerle... Önceki "Edi"; yeni "Edi" yar ve yardımcı, kahkahalar attı konuşmalar yaptı. Ergen, ergendir; cinsi oturmamışlık hali...

    Uyanış:
    Kul kula yük olmaz, dayanmaz, kullanmaz. Sadece, yardımlaşır. Kaynak tek; Allah (cc)...

    Dua:
    Rabbim maddi ve manevi rızık sendendir. Güzel insanın yüreğine yük değil, huzur ve keyif edenlerden et bizleri. Arsız ve ahlaksızlıkları, kendi alanımdan sana gönderiyorum. Hayirli mübarek kolay ve keyifli; iyi insanlar ile kesiştir yollarımı ve ömrümü.

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...

İyiliği Sessizce Bırak Geriye

Günümüzde iyilik, çoğu zaman bir gösteriye dönüşmüş durumda. İnsanlar yaptıkları yardımı, verdikleri desteği ya da gösterdikleri ilgiyi görünür kılma arzusuyla hareket ediyor. Sosyal medya, bu gösterinin merkezlerinden biri hâline geldi. Artık birine yardım edildiğinde, ilk refleks o anı kayda almak ya da başkalarıyla paylaşmak oluyor. Oysa gerçek iyilik, sessizce yapılan iyiliktir. İyilik, yalnızca ihtiyaç sahibine değil, onu yapan kişiye de iyi gelir. Ancak bu fayda, iyilik karşılık beklemeden, reklam yapılmadan, hatta unutularak yapıldığında ortaya çıkar. Çünkü iyilik, kendisini gizlediğinde derinleşir. İyiliği görünür kılmak çoğu zaman onun anlamını azaltır. Anlatılan, gösterilen, alkış bekleyen iyilikler, samimiyetini kaybetme riski taşır. İyiliğin amacı, takdir edilmek değil; bir boşluğu doldurmak, bir yarayı sarmak, bir yükü hafifletmektir. Bu yüzden iyilik, özünde sade bir eylemdir. Bugün bir iyilik yapmak için büyük bir plan yapmaya gerek yok. Küçük, sessiz, basit bir davra...

Statü Endişesi ve Tüketim Kültürü

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç Bu cümle, modern dünyanın en derin yarasını tek nefeste ortaya koyuyor. Bugün eşya ile insanın yer değiştirdiği, duyguların tüketimle yarıştığı, değerin görünürlük üzerinden ölçüldüğü bir çağın içindeyiz. Ve bu çağın en görünmez ama en ağır yüklerinden biri, giderek artan statü endişesi. İnsanın kendini, karakteri ile değil; sahip olduklarıyla tanımlamaya başlaması… Tüketim kültürünün ise bu duyguyu besleyen büyük bir motor hâline gelmesi… Bugün birçok insan için tüketim, bir ihtiyaçtan çok kimlik göstergesi hâline gelmiş durumda. Bir telefon modeli, bir tatil fotoğrafı, bir çanta ya da bir restoran karesi ve hatta kutsal mekanlarda çekilen bir özçekim… Hepsi aynı soruya cevap gibi: Ben toplumda neredeyim? Tüketim Psikolojisi: Kıyaslamanın Sessiz Çığlığı İnsanın doğasında kıyaslama var. Hepimiz mutlaka bir şeyi başka...