Eskiden komşuluklar üzerine bina edilmiş bir toplumumuz vardı. Şimdi ise bizleri yine bizden soyutlayan kocaman ve ayrıştırılmış bir site anlayışı.
Büyükşehirlerde oluşturulan büyük yerleşim birimleri Anadolu'da neredeyse bir kasaba veya ilçeye eş değer. Ama beşeri ilişkiler neredeyse sıfır düzeyinde. Oturduğumuz sitelerde çoğu kere karşımızda oturan komşumuzu dahi tanımıyoruz. Çocuklarımız sokak yerine apartman dairelerine hapsolmuş durumda. Arkadaşlıkları ya cep telefonları mesajları ya da internet üzerinde konuşma. Başka sosyal ilişkileri yok.
Peki bu arkadaşlıklar ne kadar doğru? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Yazdıkları veya yazışmaları tamamen güzel Türkçemizden uzak ve anlaşılmayan, ama kendilerinin anladıkları yeni bir dil geliştiriyorlar. Psikolog arkadaşlarımla görüştüğümde son dönemlerde bunalımda olan çocuk sayısında hızlı bir artış olduğunu ve yaş ortalamasının çok aşağıya düştüğünü söylemişlerdi.
Çocuklarımızı yeniden kazanmak için sevgi dilimizi geliştirmemiz lazım. Bu sadece ailenin geliştireceği sevgi dili ile gerçekleşmez. Öğretmenlerimizin de sevgi diline ihtiyaçları var. Çocukları sevmeyen ve kendini onlara sevdirmeyen hiç bir öğretmenin başarılı olması mümkün değildir. Yıllar önce çocuğumu ilkokul birinci sınıfa yazdırmıştım. Çocuğuma tokat atan öğretmenle konuştuğumda "çocukları bazen korkutmak gerek" demişti. Bunun üzerine ben de okul müdürüne olayı aktarmış ve okul müdürüne; " bir öğretmenin, bir öğretmene ihtiyacı varsa o ülke eğitimi batak durumda" demiştim.
Evet sevgiden yoksun büyüyen çocuk, öğretmen, polis, yönetici ve en önemlisi anne-baba oluyor. Varın siz düşünün gelecek nesillerin durumunu.
Eksiklerimizi görme yerine, iyi yönlerimizi ortaya koyarak aramızda ilişkileri düzeltelim. Tanıdığımız veya tanımadığımız herkese gülümseyelim. Bir tebessüm bizden birşey götürmez. Ama aramızdaki sevgi bağlarını güçlendirir. Bugünden başlayarak etrafımıza gülümseyelim. Belki başta bize deli diyecekler, ama inanın bir süre sonra onların da bize katılacaklarını ve sevgi bağlarının güçleneceğini göreceksiniz.
Mevlana'nın şu yedi öğüdü kulağımıza küpe olsun;
1- Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
2- Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
3- Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
4- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
5- Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
6- Hoşgörülükte deniz gibi ol,
7- Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.
Sevgiyle kalın.
Doğan Alperen
Büyükşehirlerde oluşturulan büyük yerleşim birimleri Anadolu'da neredeyse bir kasaba veya ilçeye eş değer. Ama beşeri ilişkiler neredeyse sıfır düzeyinde. Oturduğumuz sitelerde çoğu kere karşımızda oturan komşumuzu dahi tanımıyoruz. Çocuklarımız sokak yerine apartman dairelerine hapsolmuş durumda. Arkadaşlıkları ya cep telefonları mesajları ya da internet üzerinde konuşma. Başka sosyal ilişkileri yok.
Peki bu arkadaşlıklar ne kadar doğru? Bu da ayrı bir tartışma konusu. Yazdıkları veya yazışmaları tamamen güzel Türkçemizden uzak ve anlaşılmayan, ama kendilerinin anladıkları yeni bir dil geliştiriyorlar. Psikolog arkadaşlarımla görüştüğümde son dönemlerde bunalımda olan çocuk sayısında hızlı bir artış olduğunu ve yaş ortalamasının çok aşağıya düştüğünü söylemişlerdi.
Çocuklarımızı yeniden kazanmak için sevgi dilimizi geliştirmemiz lazım. Bu sadece ailenin geliştireceği sevgi dili ile gerçekleşmez. Öğretmenlerimizin de sevgi diline ihtiyaçları var. Çocukları sevmeyen ve kendini onlara sevdirmeyen hiç bir öğretmenin başarılı olması mümkün değildir. Yıllar önce çocuğumu ilkokul birinci sınıfa yazdırmıştım. Çocuğuma tokat atan öğretmenle konuştuğumda "çocukları bazen korkutmak gerek" demişti. Bunun üzerine ben de okul müdürüne olayı aktarmış ve okul müdürüne; " bir öğretmenin, bir öğretmene ihtiyacı varsa o ülke eğitimi batak durumda" demiştim.
Evet sevgiden yoksun büyüyen çocuk, öğretmen, polis, yönetici ve en önemlisi anne-baba oluyor. Varın siz düşünün gelecek nesillerin durumunu.
Eksiklerimizi görme yerine, iyi yönlerimizi ortaya koyarak aramızda ilişkileri düzeltelim. Tanıdığımız veya tanımadığımız herkese gülümseyelim. Bir tebessüm bizden birşey götürmez. Ama aramızdaki sevgi bağlarını güçlendirir. Bugünden başlayarak etrafımıza gülümseyelim. Belki başta bize deli diyecekler, ama inanın bir süre sonra onların da bize katılacaklarını ve sevgi bağlarının güçleneceğini göreceksiniz.
Mevlana'nın şu yedi öğüdü kulağımıza küpe olsun;
1- Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol,
2- Şefkat ve merhamette güneş gibi ol,
3- Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol,
4- Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol,
5- Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol,
6- Hoşgörülükte deniz gibi ol,
7- Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.
Sevgiyle kalın.
Doğan Alperen
Merhabalar , sizin gibi bazi blogger larin insanı duygulara vurgu yapan yazilarinizi buyuk bir hayranlikla okuyorum.Degerli yazınızı okudum , sadece bir yeri icimi acitti .nacizhane lütfen 4.paragraftaki yıllar önce ile başlayan bölümü tekrar gözden geçirir misiniz :( ,genel ornek olursa yatay geçiş olur düşüncesindeyim. Samimiyetiniz takdire sayan . İyi akşamlar ,
YanıtlaSilMerhaba, öncelikle yorumunuz için teşekkür ederim. Aynı paragrafta benimde içim acıdı. Çünkü o güne tekrar gittim. Bildiğiniz gibi gerçekten öğrencilerini seven onlara sevgiyi ve paylaşmayı öğretmenlerimiz de var. Öğretmen arkadaşlarımla konuşurken onlara ^çocukların akıllarında iyi ve kötü öğretmen kalır. İyi ve kötü öğretmenden kastım, sevgisini çocuklara aşılayan iyi öğretmen, sevgiyi aşılamayan kötü öğretmen^ dir derim. Düşünün hayatımızda onlarca öğretmen geçmiştir. .Ama bizler birkaç tanesini hatırlarız. Temennim bütün öğretmenlerimizin iyi bir şekilde hatırlanmasıdır ki, bu da geleceğimiz için önemli..
Siliyi geceler