Ana içeriğe atla

Islah ve Yeniden İnşa: Ahlaki Direncin Onarımı

 

Bir toplumun aynasına bakmak kolay bir iş değildir. Çünkü aynanın gösterdiği şey çoğu zaman yüzümüz değil; yüzümüzün arkasındaki alışkanlıklardır. Biz bu yazı dizisinde, alışkanlıkların ahlaka nasıl dönüşebildiğini; ahlakın da nasıl sessizce bir alışkanlığa indirgenebildiğini konuştuk.

Görünürlük çağının eşiğini konuştuk: Eşik düştü mü, insan da düşer.

Gücün dokunulmazlık hissi üretmesini konuştuk: Dokunulmazlık, vicdanı susturur.

Suçun sadece bir hukuk başlığı olmadığını konuştuk: Suç, çoğu zaman önce vicdanda başlar.

Temsilin ve rol modellerin çöküşünü konuştuk: Örnek çökerse ölçü de çöker.

Ve nihayet, birey ile sistemin birbirini nasıl ürettiğini konuştuk: Kötülük bazen bir kişinin kararı değil, bir düzenin alışkanlığıdır.

Şimdi son yazıdayız.

Ama aslında burada “son” diye bir şey yok. Çünkü ıslah, bir kapanış değil; bir uyanıştır.

Bir Tamir Değil, Bir Dönüş

Islah, bozulan parçayı değiştirmek değildir; bozulan manayı onarmaktır.

Biz çoğu zaman “bozulanı” suçla, “düzeleni” cezayla açıklamaya meyilliyiz. Oysa ahlaki çözülme, ceza ile başlamaz; ceza ile de bitmez. Ceza, düzenin elidir; ahlak ise insanın kalbi. El güçlü olabilir, kalp yoksa düzen soğur. Kalp kuvvetli olabilir, düzen yoksa kalp yorulur.

Islah, bu iki hakikati aynı anda kavramaktır. İnsanı koruyan düzen gerekir; düzeni koruyan da vicdan.

Medeniyet dediğimiz şey, sadece kurumlar, binalar, kurallar değildir. Medeniyet, insanın kendisini sınırlayabilme terbiyesidir. Terbiye kaybolduğunda, en parlak sözler bile bir süre sonra gürültüye karışır.

Toplumun Omurgası

Ahlaki direnç, bireyin tek başına “iyi” kalması değildir. Ahlaki direnç, toplumun yanlış karşısında “alışmaması”dır.

Bir toplum, yanlışa alıştığı gün çözülür. Çünkü çözülme, çoğu zaman yıkılarak değil; kabullenerek olur. İnsan önce “oluyor işte” der, sonra “her yerde böyle” der, en sonunda “ben ne yapabilirim ki” der. İşte bu üç cümle, bir toplumun içten içe yenilmesidir.

 

Islah, bu yenilgiyi geri çevirmektir. Bu yüzden ıslahın yolu, yalnız bireyin nasihatle düzelmesi değil; toplumsal iklimin yeniden kurulmasıdır. Bunun dört ayağı vardır: eğitim, kurum kültürü, medya etiği ve kişisel sorumluluk. Bu dört ayak, birinin eksikliğiyle yürümez.

1) Eğitim: Karakteri Kurmayan Bilgi, Güç Üretir

Eğitim, yalnız meslek kazandırmaz; insanın iç nizamını kurar.

İç nizam kurulmazsa, bilgi büyür ama hikmet küçülür. Bilgi büyüyüp hikmet küçüldüğünde, insan zekâsıyla yükselir; vicdanıyla küçülür. Bugün en çok yaşadığımız şey budur: Zihin hızlandı, kalp yavaşladı.

Oysa medeniyetin öğretisi nettir: Bilgi, ahlaksızsa fitne olur; ahlak, bilgisizse hamaset olur. İkisini aynı potada tutmak gerekir.

Eğitim dediğimiz şey, “başarı”yı tek başına bir hedef olarak sunmamalıdır. Başarı, karakterin emrine girmiyorsa, insanı büyütmez; insanı şişirir. Şişen insanın ilk kaybettiği şey de utanmadır. Utanma kaybolduğunda, vicdan konuşamaz.

Bu sebeple eğitim, sadece sonuç üreten değil; hesap verebilen, utanabilen, emaneti taşıyabilen insan yetiştirmelidir.

2) Kurum Kültürü: Ahlakı Dekor Yapan Kurum, İçi Boş Bir Kabuktur

Kurumlar, yazılı metinlerle değil; görünmeyen alışkanlıklarla ayakta durur.

Kültür dediğimiz şey, “kriz çıktığında” değil, “kriz yokken” ortaya çıkar. Kriz anında herkes doğruyu söyler; asıl imtihan, rahatlık anında yaşanır.

Bir kurum, doğruyu ödüllendirmiyorsa; yanlışı maliyetli kılmıyorsa, başarıyı sadece sonuçla ölçüyorsa, orada ahlak bir ilke değil, bir süs olur.

Kurum kültürünün omurgası üç şeydir: şeffaflık, hesap verebilirlik, ölçü.

Şeffaflık yoksa güven yoktur. Hesap yoksa ıslah yoktur. Ölçü yoksa adalet yoktur. Adaletin olmadığı yerde ise kurum ayakta kalsa bile itibar yaşamaz; sadece işler yürür. Ama işler yürürken manalar ölür.

Islah, manayı diriltmektir.

3) Medya Etiği: Görünürlük Üreten Yer, Değer Üretmek Zorundadır

Görünürlük, toplumun nefesidir. Nefes kirlenirse, söz de kirlenir.

Medya, sadece haber aktarmakla kalmaz; hayatın neresinin değerli olduğunu da işaret eder. Ne büyütülürse, toplumun hafızasında o büyür. Ne küçültülürse, vicdan onu unutmaya başlar.

 

Bu yüzden medya etiği, bir meslek kuralı değil; toplumsal istikamet meselesidir. Hakikat geri çekildiğinde, algı çoğalır. Algı çoğaldığında, insan kendini bile doğru okuyamaz. Kendi içini doğru okuyamayan toplum, dışını da doğru kuramaz.

Islah için medya alanında ihtiyaç duyulan şey, baskı değil; etik çıtadır. Bu çıta yükselmezse, görünürlük sorumluluğu taşımak yerine, sorumluluğu ezer.

4) Kişisel Sorumluluk: Vicdanın Yeniden Konuşması

Bütün sistem tartışmaları bir yere kadar anlamlıdır.

Son söz, yine insanın içindedir. Çünkü insan, sadece koşulların ürünü değildir; aynı zamanda koşulların kurucusudur.

Yanlışa alışmamak, her şeyden önce kişinin kendi içinde başlar. İnsanın kendisini denetlemesi, dış denetimlerden daha kıymetlidir. Dış denetim, insanın elini bağlar; vicdan denetimi, insanın kalbini korur.

Ahlak, “yapamayınca” değil; “yapabilecekken yapmayınca” başlar.

İmkân varken sınır çizmek…

Güç varken ölçü koymak…

Görünürlük varken susmayı bilmek…

İşte kişisel sorumluluk, budur.

 

Bu Bir Son Değil, Bir Başlangıçtır

Yılın son ayında toplum olarak medyada karşılaştığımız olaylar üzerine kendime küçük bir hatırlatma yazısı yazayım dedim. Ama seri bir yazı haline geldi. Biz bu yazılarda “kötülük” üzerine konuşmadık; “zayıflayan direncimiz” ve kendimizi anlama üzerine konuştuk. Çünkü kötülük her çağda vardı. Asıl mesele, toplumun kötülük karşısında nasıl bir omurga kurduğudur.

Islah, omurgayı yeniden kurmaktır.

Yeniden inşa, sadece binalar yapmak değildir; ölçüyü, utanmayı, hesap verebilirliği, örnekliği tekrar ayağa kaldırmaktır.

Bugün bir toplumun ihtiyacı, yeni sloganlar değil; yeni bir iç disiplin ve yeni bir ahlaki cesarettir. Cesaret, bağırmak değildir. Cesaret, doğruyu yalnız kaldığında da savunmaktır.

Bu yazı dizisi burada bitiyor.

Ama bitmesi gereken şey bu değil.

 

Bitmesi gereken; yanlışa alışma halidir.

Başlaması gereken; yeniden ölçü tutma iradesidir.

Bu bir son değil. Bir başlangıçtır.

Selamette kalınız.

 


Yorumlar

  1. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Bilenler bilir, emeğinde kadir kiymet bilmeninde vakti saati vardır. Denersin, denersin, denersin... Sonra Allah (cc) bırakırsın.

    Çok düşünmüş, çokça istişare etmiş, yanlışa kapilmamanin yollarını aramışsındir. Buldun buladin, yaptin yapamadin onu herşeyin tek sahibi olan Rabbimiz bilir.

    "Herşey aslına döner" [Epiktatos]

    Bizde büyüklerin bir lafı vardır;
    "Denenmişi deneme" niye? Döner dolaşır aslını bulur; tekrar aynı şeyi yaşarsın. Bu da seni yıpratır, belki bu sefer bu kadar sakin ve sükunetli davrananazsin.

    Islah haktır, amenna...

    Umut ışığı varsa, mümkün. Ama yok, birden fazla kez aynı durum farklı kişilerce yaşatıldı. Herşey menfaat, meselesi. Menfaatler mi yok olacak; yukarıdan pohh pohhlamalar mi.. Gaz, fren mantığı! Kimse kimsenin gereksiz ne zamanını ne de enerjisini yok saysın.

    • Utanmayandan kork! Arsızdır, çünkü...

    • Yalan söyleyenden kork! Menfaatçidir, çünkü...

    • Yalanı alkışlayandan kork! Yalakadır, çünkü...

    • Mukayese yapandan kork! İsyandadir, çünkü...

    • Haksızlık karşısında susandan kork! Dilsiz şeytandır, çünkü...

    Gönlü güzel insan, hal dili ile belli eder. Islah, mümkündür. Toprağında suyu olmayana su olamazsın. Taşıma su ile değirmen dönmez...

    Birgün biter, herşey. Herkes herşeyi anlar; gönül yorulmuştur. Bitince, yeniden oluşmaz birşeyler. Normaldir!! Nötr ol, akışta kalarak tevekkül et. Yüklenme "Ya Huu" de; "Ya Nur" de; istifar çek; hamdet; şükret... Hamd ve şükür, seni hak ile ham hal eder.

    Bir insanı hakkıyla anlamak için aynısını yaşaman gerekir. Ruhunun ve ruhanilerin rahatsızlığı, içte sıkıntı oluşturur. Herkesi ve herşeyi alanında birakmakta, tevekkül etmekte ilahi bir yardımdır.

    Ahlak; imanın dışa yansıyan halidir. Islah döneminde başarılar. Kendi alanlarında. Selametle...

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  2. Anlatım tarzı ve bağlantı kurma yazıda çok teknik bir yaklaşım ile stil oluşturmuş. Yani, özgün bir ruh ve dil. Ruhu besleyen ile beslemeyen hiç bir olur mu..? Maşallah.

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  3. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    "Selâmet" dua niyetiyle okunabilir; ayrılık halinde yolculamak içinde kullanilabilir; bazende incitmek istemediğin için konuyu kapatmak adına kullanilabilir.

    Her türlü güzel bir duadır...

    Furkan Suresi, 63 Ayet;
    "Rahman'ın has kulları onlardır ki, yeryüzünde tevazu ve vakar ile yürürler; kendini bilmez kimseler onlara laf attığında incitmeksizin 'Selâmetle' derler, geçerler.

    Dua:
    Rabbim dunya ve ahiret akibetimizi hayırlı mübarek kılıversın. Allah (cc) rahmet ve mağfireti bizlere nasip etsin. Amin..

    Kul cahildir, bilmez, bilemez, hak isterse herşeyi bildirir.

    Kulun gücü ve iradesi yetmez, hak isterse güçlü ve iradeli olur.

    Kulun kulluğa erişmeye, ancak hak nasip ederse olur.

    Islah, haktandır. Herşeyin yegane sahibi ne derse, o... ; "Ol der ve olur."

    Teslim olabilmekte haktandır. Rabbim bizleri senin yolunda gayret ve tevekkül ile teslim olanlardan et, amin.

    Nefis farkındalığı, ruh yolculuğuna devam..

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  4. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Konu: Başlangıç

    Yeni ve gelişen her durum başlangıçtır. Başlangıçlar eski üzerine inşa ile olmaz. Önce çürükleri ayıklamak ile mümkündür. Çürük üzerine yapılan inşaat ağırlığı kaldıramaz ve çöker.

    Islah, Allah'tandır... Kimi ve hangi durumları iyi bilmek lazim. Ahlak, anlık iyileşen ve gelişen bir durum değil malesef. Süre ister ama şu da var ki, her şey aslına döner.

    Kişi devamlı uyarılması;
    gerginlik oluşturur.

    Kişi devamli nasihat;
    kulak vermeme hali geliştirir.

    Kişi örneklem sunulması;
    mukayese olur ki bu da kıskançlık olusturabiliyor.

    Kişi arkasını sivazlanmasi;
    arsızlıklığının artırarak devami sağlıyor.

    Ne yapmalı? Zor soru, zor cevap...

    Kimi dinliyorsa, onunla muhatap kılınması. Dinlediğim kişi onu dinlerken duygu, çıkar ve bağlılık perstaktifi ile değil. Konuyu birde şöyle bak diyebilme kabiliyetine sahip olması gerekir. Ahlaksız ve arsız kişi; farkında oladabiliyor olmayabiliyorda, çünkü onun için normal. Eğer dinlediği kişiyi seviyorsa, çıkarsız seviyorsa. Onu üzmemek ve kırmamak için kendini geliştirebilir, iyileşebilir. Konu ıslah olunca, işin matematiğinden ziyade özünü ve çözümü; hırs olmadan mümkün. Dünyalık sevdalar ile mümkün değil...

    Sözümü verdim, tuttum, bitti. Kırmam ama kendimi de kırdırmam. Aldığım söz yerine gelene kadar, nötr...

    Sistem değişmemiş, yönetim kurulu başkanı bırakmaz. Copy cümleler mi dinlicez, yoksa olgun bir bakış açısı mi? Görelim... işaret parmağı ne demiş, edi ne demiş, finans ne demiş. Büdüler konuşmaz, gazlar. İşaret parmağı ne yapsın, mevcudiyetini finansla percinler. Edi, başarılı mı yoksa podyum görsel mi bilinmez; bilinir ama bilinmez.

    Demiştim demek istemiyorum, ama öyle oldu... son yine aynı. Güç zehirlenmesinin kaynağı.

    Dua:
    Dünyalık ve ahiretlik tüm güzel niyetletimiz ve başlangıçlarımız hayırlı mübarek güzel ve kolay olsun. İyi insanlar ile gerekli ve faydalı işlerde hem hal olalım, amin.

    Allah'ım iyi niyetli olanın yolunu ac, helal bereketli, kolay kazançlar ver, gani gani, amin. Dünya ve ahiret saadeti nasip et, amin.

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  5. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Konu: Arsız ve ahlaksızlık nasil ödüllendirilir

    "Ben seni seçtim, sorumlu sensin.."
    "Saygısızlık yapmayın birbirinize.."
    "Kurallara uyun, giriş çıkış.."
    "İzinleri sen vereceksin.."
    "Ben sistem yönetirim.."

    Ne anladık?
    Eşşek ölür, ağlayanı yok. Kim öldürdü ise öldürdü. Bizim işimize bakarız.

    Ahlaksızlık?
    İşte talimat verdim ya, yeterli o.

    Arsızlık?
    Yapmazlar, yapmazlar; olur öyle geldi geçti.

    Mutsuzsa?
    Kabris yapmasın, söylesin ve onu yapsin.

    Kabris ne demek?
    Gerçek bir ihtiyaca dayanmayan, gelip geçici ve yersiz istek; bencil arzu, gecici heves.

    Demek ki, bu kadar arsiz ve ahlaksız davranış; çok normal. Hiiii... Edepsizlik yapanın yanına kar; ahlaksızlık yapanın yanına bonus... gibi birşey!

    Sonuç:
    Balık baştan kokar. Sistem yönetimi, talimatlardan ibaret değildir. Makine değil, insan bu.

    Dua:
    Allah'a bırakıyorum.. O herşeyin en iyisini bilendir. #AkıştaNötr

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...

İyiliği Sessizce Bırak Geriye

Günümüzde iyilik, çoğu zaman bir gösteriye dönüşmüş durumda. İnsanlar yaptıkları yardımı, verdikleri desteği ya da gösterdikleri ilgiyi görünür kılma arzusuyla hareket ediyor. Sosyal medya, bu gösterinin merkezlerinden biri hâline geldi. Artık birine yardım edildiğinde, ilk refleks o anı kayda almak ya da başkalarıyla paylaşmak oluyor. Oysa gerçek iyilik, sessizce yapılan iyiliktir. İyilik, yalnızca ihtiyaç sahibine değil, onu yapan kişiye de iyi gelir. Ancak bu fayda, iyilik karşılık beklemeden, reklam yapılmadan, hatta unutularak yapıldığında ortaya çıkar. Çünkü iyilik, kendisini gizlediğinde derinleşir. İyiliği görünür kılmak çoğu zaman onun anlamını azaltır. Anlatılan, gösterilen, alkış bekleyen iyilikler, samimiyetini kaybetme riski taşır. İyiliğin amacı, takdir edilmek değil; bir boşluğu doldurmak, bir yarayı sarmak, bir yükü hafifletmektir. Bu yüzden iyilik, özünde sade bir eylemdir. Bugün bir iyilik yapmak için büyük bir plan yapmaya gerek yok. Küçük, sessiz, basit bir davra...

Statü Endişesi ve Tüketim Kültürü

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç Bu cümle, modern dünyanın en derin yarasını tek nefeste ortaya koyuyor. Bugün eşya ile insanın yer değiştirdiği, duyguların tüketimle yarıştığı, değerin görünürlük üzerinden ölçüldüğü bir çağın içindeyiz. Ve bu çağın en görünmez ama en ağır yüklerinden biri, giderek artan statü endişesi. İnsanın kendini, karakteri ile değil; sahip olduklarıyla tanımlamaya başlaması… Tüketim kültürünün ise bu duyguyu besleyen büyük bir motor hâline gelmesi… Bugün birçok insan için tüketim, bir ihtiyaçtan çok kimlik göstergesi hâline gelmiş durumda. Bir telefon modeli, bir tatil fotoğrafı, bir çanta ya da bir restoran karesi ve hatta kutsal mekanlarda çekilen bir özçekim… Hepsi aynı soruya cevap gibi: Ben toplumda neredeyim? Tüketim Psikolojisi: Kıyaslamanın Sessiz Çığlığı İnsanın doğasında kıyaslama var. Hepimiz mutlaka bir şeyi başka...