Ana içeriğe atla

Ölçüyü Kaybedince: İstikamet Nasıl Dağılır?

 

Bazen bir toplumun yolu kaybolur ama bunu kimse bir anda fark etmez. Çünkü yol kaybı, büyük bir gürültüyle gelmez. Birdenbire karanlık çökmez. Çoğu zaman her şey “normalmiş gibi” sürer; insanlar konuşur, üretir, tartışır, koşturur… Fakat bir yerlerde, görünmeyen bir şey eksilir: ölçü.

Ölçü kaybolunca insanın zihni de dağılır, duygusu da dağılır, ahlakı da dağılır. Daha doğrusu ahlak, bir prensip olmaktan çıkar; şartlara göre değişen bir yoruma dönüşür. Bugün birçok sıkıntının arkasında aradığımız “büyük sebep” belki de budur: Ölçü duygusunu kaybeden insan, istikamet duygusunu da kaybeder.

İstikamet sadece bir yön değil; bir omurgadır. Ve omurga kırıldığında beden ayakta dursa bile yürüyüş bozulur. Bu yazıda konuşmak istediğim şey tam da bu: Ölçü bozulduğunda insanın yürüyüşü nasıl bozulur? Ve daha önemlisi: Ölçü yeniden nasıl kurulur?

Ölçü, Ahlakın Pusulasıdır

Ölçü denince çoğu insanın aklına bir kısıt gelir. “Aman fazla yapma” gibi bir uyarı… Oysa ölçü, kısıtlama değil; denge kurma sanatıdır. İnsanın kendine bir sınır çizmesi, özgürlüğünü yitirmesi değil; özgürlüğünü korumasıdır. Çünkü sınırı olmayan özgürlük, kısa sürede başkasının hakkına dokunur. Başkasının hakkına dokunulan yerden ise adalet doğmaz; yalnızca kavga doğar.

Ölçü; arzuyu terbiye eder, gücü inceltir, sözü kıymetlendirir. Ölçüsü olmayan arzu ihtirasa dönüşür. Ölçüsü olmayan güç zorbalığa dönüşür. Ölçüsü olmayan söz ise gürültüye dönüşür. Ve gürültü, hakikati örter.

Bugün hayatın birçok alanında gürültü var: söz gürültüsü, görüntü gürültüsü, başarı gürültüsü, rekabet gürültüsü… Gürültü arttıkça ölçü azalıyor. Ölçü azaldıkça da insanın iç sesi kısılıyor. İç sesi kısılan insan, dışarıdaki rüzgâra göre savrulmaya başlıyor.

Ölçü Kaybolunca Doğru Pazarlığa Açılır

Ölçünün kaybı, çoğu zaman “yanlışın artışı” şeklinde görünmez. Daha sinsi bir şekilde ilerler: Doğrunun pazarlığa açılması şeklinde.

Eskiden bazı şeyler vardı; tartışılmazdı. Çünkü bir toplumun ortak vicdanı onu sınır kabul ederdi. Bugün ise sınırlar müzakereye açılıyor. “Ama şartlar…” deniyor. “Ama herkes…” deniyor. “Ama zaman…” deniyor. Böylece doğru, zamanın elinde eriyen bir şeye dönüşüyor.

Oysa doğru dediğimiz şey, şartlara göre eğilip bükülürse; artık doğru değildir, yalnızca işimize gelen bir yorumdur.

Ölçü kaybolunca insan, kendini denetlemek yerine kendini gerekçelendirmeye başlar. Vicdan, kararların hakemi olmaktan çıkar; kararların avukatı olur. İnsan yanlış yapmaz belki; ama yanlışın dilini kurar. Yanlışın dili kurulunca da yanlış sıradanlaşır.

Ölçü, Sadece Bireysel Değil Toplumsal Bir İnşadır

Ölçü meselesini sadece bireyin erdemi gibi konuşmak eksik olur. Çünkü ölçü, bir toplumun ortak iklimidir. Toplum neyi alkışlıyorsa, neyi “başarı” sayıyorsa; insanlar oraya yönelir.

Eğer bir toplum sonuçları kutsuyor, yöntemi önemsemiyorsa; ölçü zayıflar.

Eğer görünür olanı değerli, derin olanı değersiz sayıyorsa; ölçü dağılır.

Eğer hız, düşünmenin önüne geçiyorsa; ölçü kaybolur.

Bu yüzden ölçü yalnız “kişisel disiplin” değil; aynı zamanda kültür meselesidir. Kültür, insanı eğitir. İnsan da kültürü taşır. Bir yerde ölçü kaybolunca, bu kaybın faturasını sadece bireye kesmek doğru olmaz. Çünkü bireyin nefesi, içinde yaşadığı iklimden gelir.

Ölçüyü Kuran Şey: Vicdan ve Emanet Bilinci

Ölçüyü yeniden kurmanın anahtarı, “daha çok kural” değildir. Kural gerekir ama yetmez. Asıl anahtar, vicdanın yeniden merkeze alınmasıdır. Vicdan, insanın iç denetimidir. İnsan iç denetimini kaybederse, dış denetimle bir yere kadar yürür. Bir noktadan sonra sistem yorulur, kurumlar yıpranır, ilişkiler çöker.

Vicdanın kardeşi ise emanet bilincidir. İnsan kendini mutlak sahip zannettiği anda ölçüsüzleşir. Halbuki hayatta her şey bize “ait” değil; bize “emanet”tir. Güç emanet… Söz emanet… Yetki emanet… Servet emanet… Hatta zaman bile emanet.

Emaneti emanet gibi gören insan, ölçüyü elden bırakmaz. Çünkü bilir: Emanet, hesapsız taşınmaz.

Sonuç olarak ölçü kaybolunca istikamet dağılır. İstikamet dağılınca toplum yalnız yolunu değil, kendini de kaybeder. Bu kayıp bir anda fark edilmez; yıllar içinde alışkanlık olur. İnsan yanlışa alıştıkça, doğruya yabancılaşır.

Fakat burada önemli bir hakikat var: Ölçü kaybolabilir ama yeniden kurulabilir. Çünkü medeniyet dediğimiz şey, hatasızlık değil; kendini onarma kudretidir. Ölçü, yeniden inşanın ilk taşıdır. Ölçüsü olmayan bir yeniden inşa, süslü bir restorasyondan ibaret kalır.

Bugün yeniden ölçüye dönmek; kendimize dönmektir. Vicdana dönmek, omurgaya dönmektir. Bu bir geri dönüş değil; bir yükseliştir. Çünkü insanı yükselten şey, sınırların kalkması değil; sınırların hikmetle çizilmesidir.


Yorumlar

  1. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Konu: Başarı
    "Ben en iyisi değilim, ben en iyinin karesiyim." [Muhammed Ali]

    Bu düşüncenin parçası olmayan yeni psikoloji dilinde derdi sadece görünür olmaktır. Özgüveni kırılmış yani görülmemiş birey savaş moduna geçiş yapar.

    Konu: Savaş Modu
    Çocukken kavgalı bir ortamda büyümüş ya da kavga etmek zorunda kalmış olan bireyler, bu durumu ilerleyen yaşlarda nirmallestirip devam ederler.

    Hayat hep savaş modunda geçer. Bir durumda hemen kavga çıkartıp kontrolü elinde tutmak ister. Sebebi, kendini böylece güvende hisseder bir süre. Kontrol ondadır.

    İlginç değil mi? Çocukluk tranvansini farkedip, çözemeyen kocaman ergenler. Bu ergenler, nasıl verimli olsun.

    Güç seviyor! Gücü kaybetmekten o kadar korkuyor ki, savaş modunda yaşıyor. Bir durumda;
    ~ Sesini yükseltip üste çıkmak ya da ben üsteyim hissettirmek istiyor.
    ~ Bir durum karşısında sorumluluğu istemiyormuş gibi gözüküp, aslında üstlenmiyor.
    ~ Yardım ediyormuş gibi yapıp, yardımcı olmak yerine durumu kendi lehine çevirme için taklalar atıyor.
    ~ Rahat yalan söylüyor, bu durum tespit edildiğinde rahatça kıvırıyor.
    ~ Savunma modunda, hiçbir yenilikçi sözü kabul etmiyor; bu kadar yeterli deyip konuyu bağlıyor. Halbuki biliyor yetersiz ama uğraşmıyor. Asgarisi yeter diyor. Yeter mi, yetmez!
    ~ Dedikodu yapıp, manipülasyon yapmak; konuyu uzatmak ve kabul ettirmek!
    ~ Çok konuşup bağ kurmaya çalışıyor, çünkü gerekli gereksiz hikayeler anlatıyor. Dönüp dönüp aynı konuları pişirip pişirip gündem yapıyor.
    ~ Bunların tümü aidiyet ve kabul görme arayışı. Böylece kendini güvende hissediyor.

    Aslında baba evinde, ana kucağında alamadığı ne kadar duygu varsa hepsinin arayışı. Farkında bile değil savaş modunun, savunma mekanizmasının ve acılarının.

    "İnsan olmak, diğerlerinden daha iyi olmak anlamına gelmez. İnsan olmak insani deneyimin tanımını; yani olumlu, olumsuz ve nötr olmayı kapsar. İnsan olmak birçok yönden ortalama olduğumuzu gösterir." [Krıstın Neff]

    Çözüm:
    Savaş modunu fark etmesi, kendini bir başkası ile mukayese bırakıp ruhuna yönelmesi. Sakinleşmesi, az konuşması ve gereksiz herşeyden arınması.

    Kendini acımasızca eleştirmeyip içten içe (mukayese bırakması yani) ; kör noktalarını, duygularını bulması. Durum tespiti yapıp, çözümlemeler bulması. Aidiyet, kabul görme kendi içinde; dışarıda değil. Dışarıda arayan savaşı bitmez.

    Huzur, emanetçi olduğunu fark edip; emanet sistemine ve onu yoktan var eden Allah(cc)'da.. Tevekkül eden kazanır, çok konuşan ve savaşan değil. Herşeyin sahibi belli..

    Dua:
    Özümüzü fark ettiğimiz, çözümler ile dönüştüğümüz ve huzur bulduğumuz ortamlarda bizleri rızıklandır Allah'ım.. amin.

    Bizleri hasat, fesat ve şerli kişi ve ortamlardan hayırlı mübarek selamete çıkar. Maddi ve manevi şifalandir Allah'ım.. amin.

    Ruhumuzda, Ruh'unda öz var biliyoruz Allah'ım.. bizlerin yar ve yardımcısı ol da kendimize yani emanetimize nazik ve kibar davranalım; tüm insanlar emanetçi, onların emanetlerine de nazik ve kibar davranalım. Öz şefkatli bir birey olalım, amin.

    Karşımızdaki insanlarda, emanetine yani bizlere nazik ve kibar davransınlar. Biliyoruz ki, üzülürsek farkında bile olmadan; istemeden seni de üzeriz. Biz bunu istemiyoruz Allah'ım.. Bizleri bu duruma düşersek affet. Bizleri koru ve muhafaza et, amin..

    Hep derin sevgi ve muhabbet ile sana bağlı olmayı, bunu sadece senin rızan-i ilahine talip olduğumuz için yapabilmeyi bizlere nasiplendir Allah'ım.. amin.

    Bizleri iyi insanlar, faydalı ve gerekli işlerle meşgul olan insanlar ile haşreyle Allah'ım.. amin.

    Nefis farkındalığı, ruh yolculuğuna devam..

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  2. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Konu: Uyum

    Uyum varsa, huzur ve keyif oluşur. Savaşlarda çatışma ve baskılar vardır; kabul ettirme ve ikna. Anlamlı iletişimlerde savaş yoktur, ikna yoktur. Sadece, kalite bir akış vardır. Kaliteli akış ise, uyum ile mümkün.

    Savaşı normalleştiren beyinler ve edepler ile uyum olmaz. Savaşı oluşturan, kalkanı da hazırdır çünkü... 'Alışmış, kudurmuştan bederdir' derler. Normali o!

    Islah, uzun bir süreç. Kesinlik içermiyor. Muhtemel bir durum şimdilik. Realite o yönde değil.

    ~ Aynı tavır, konuşma ve samimiyetsizlik ile ıslah inanmak;
    ~ Sınır bilmeyen kişiler ile ıslah inanmak;
    ~ Gücünü patrondan alan kişiler ile ıslah inanmak; ............Hiç reel değil.

    Uyum ve uyumsuzluğu anlatan bir tespit okudum, olduğu gibi paylaşmak isterim;

    ▪︎"Hayatınızda olmaması gereken insanlar seni sürekli yanlış anlar.
    ~ Söylediklerini çarpırtır, niyetini sorgular, araya hep bir gerginlik sokar.

    ▪︎Hayatında olması gereken insanlar, seni kelimelerden önce hisseder.
    ~ Uzun açıklamalara ihtiyaç duymaz.

    ▪︎Seninle aynı frekansta olmayan biri, en net cümleni bile karmaşaya çevirir.
    ~ İyi niyetini tehdit gibi algılar, suskunluğunu umursamazlik sanır.

    ▪︎Birinin seni yanlış anlaması bazen bir uyarıdır.
    ~ Zorluklamak yerine geri çekilmek, tartışmak yerine mesafe koymak, doğru insanlara yol açmanın en iyi yoludur.

    ▪︎Ne kadar açıklarsan açıkla bir türlü anlaşılmış hissetmezsin.
    ~ Bu bir iletişim problemi değil, bir uyumsuzluk göstergesidir."

    [Psikolog, Özge Duruklu]

    Durum:
    Olanı olduğu gibi kabul etmek. Söz verenin sözüne inancım tam.. Güç zehri aşılayana inanmıyorum, hep aynı durum.

    Dua:
    İyi niyetli, net, mert olanın yolu daim açık olsun. Tüm gereksizliklerden arınsın, maddi ve manevi selamete çıkıversin, amin.

    Yeni ve güzel olan niyetim üzere beni tez vakitte bulsun Allah'ım, isteğim ve teslimatim sana iletiyorum, yanlız senden istiyor ve bekliyorum. Yar ve yardımcım ol Rabbim.. amin.

    Anlamlı ve Özet Sonuç:
    "Sevilmek güzel bir duygu; ama daha önemli bir şey var, inanılır ve güvenilir olmak." [Melek Baykal]

    Nefis farkındalığı, ruh yolculuğuna devam..

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil
  3. Yorumlarınızı paylaşın notunuz kapsamında;

    Konu: "İyilik" ve "Faydalı Olmak"

    İyilikte koşul yoktur; varsa, iyilik değildir.
    ~ İsra Süresi, 7 Ayet;
    "İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz."

    Faydalı olmak, nasıl birşey...

    Herkes kendince farklı tanımlıyor bunu. Tam bir tanımı var mi bilmiyorum. Tek kelime ile "gayret" diyebilirim. Sonuç, nasip...

    Marcus Aurelius, Roma imparatoru olan ve aynı zamanda bir filozoftur. Fayda ve iyilik üzerine yazısını olduğu gibi paylaşıyorum;
    ~ "İnsan kendine faydalı olmak istiyorsa, başkasına faydalı olmanın bir yolunu bulmalıdır."
    ~ "Mutlu olmak isteyen, üretmelidir."
    ~ "İyileşmek isteyen iyileşmelidir."
    ~ "Var olmak isteyen, var etmelidir."
    ~ "Sevilmek isteyen, sevmelidir."
    ~ "Büyümek isteyen kişi, usta yetiştirmelidir."

    İyilik ve fayda özünde, koşul içermez. Her kim ne yaparsa, kendine..

    Çözüm:
    Emanet taşıdığını fark etmekten geçer. Taşıdığın emanete iyi davranmaktan ve davranılmasına mümkün olan topluluklarda; rıza-i ilahi çerçevesinde yaşamaktan geçer.

    Emanetin sahibi soracak, çünkü.. bil ve ona göre yaşa. Nerede, nasıl harcadın; niyetini, gayretini, teslimiyetini..? #Kul

    Nefis farkındalığı, ruh yolculuğuna devam..

    #Saygı #Saygılar

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ahlaki Bozulmanın Kaynağı Sistem mi Birey mi?

İlk dört yazıdan sonra artık kaçamayacağımız sorunun eşiğindeyiz. Çünkü bir toplumun yaşadığı ahlaki sarsıntılar, bir süre sonra tek tek davranışların toplamı olmaktan çıkar; toplumsal aklın yönünü tayin eden bir muhasebeye dönüşür. Bu muhasebede “kim yaptı?” sorusu, kısa vadede rahatlatır. Ama asıl soruyu sormadan iyileştirmez: Bizi bu noktaya getiren şey nedir? İlk yazıda görünürlük çağının ahlaki eşiği nasıl düşürdüğünü konuştuk. İkinci yazıda gücün dokunulmazlık hissi üretip vicdanı nasıl sessizleştirdiğini gördük. Üçüncü yazıda suçun yalnızca hukuki değil, ahlaki bir anatomisi olduğunu, dördüncü yazıda ise rol modellerin çöküşünün temsil alanını nasıl boşalttığını konu edindik. Şimdi bütün bu parçaları tek bir noktaya bağlayan soruya geldik: Ahlaki bozulma bireyin kusuru mu, yoksa sistemin sonucu mu? Bu soru bir tartışma konusu değil; bir kader çizgisidir. Çünkü yanlış teşhis, yanlış tedavidir.  Vicdanın En Kolay Kaçışı İnsan zihni, karmaşık olanı sadeleştirmek ister. T...

İyiliği Sessizce Bırak Geriye

Günümüzde iyilik, çoğu zaman bir gösteriye dönüşmüş durumda. İnsanlar yaptıkları yardımı, verdikleri desteği ya da gösterdikleri ilgiyi görünür kılma arzusuyla hareket ediyor. Sosyal medya, bu gösterinin merkezlerinden biri hâline geldi. Artık birine yardım edildiğinde, ilk refleks o anı kayda almak ya da başkalarıyla paylaşmak oluyor. Oysa gerçek iyilik, sessizce yapılan iyiliktir. İyilik, yalnızca ihtiyaç sahibine değil, onu yapan kişiye de iyi gelir. Ancak bu fayda, iyilik karşılık beklemeden, reklam yapılmadan, hatta unutularak yapıldığında ortaya çıkar. Çünkü iyilik, kendisini gizlediğinde derinleşir. İyiliği görünür kılmak çoğu zaman onun anlamını azaltır. Anlatılan, gösterilen, alkış bekleyen iyilikler, samimiyetini kaybetme riski taşır. İyiliğin amacı, takdir edilmek değil; bir boşluğu doldurmak, bir yarayı sarmak, bir yükü hafifletmektir. Bu yüzden iyilik, özünde sade bir eylemdir. Bugün bir iyilik yapmak için büyük bir plan yapmaya gerek yok. Küçük, sessiz, basit bir davra...

Statü Endişesi ve Tüketim Kültürü

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar. Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.” diyor Cemil Meriç Bu cümle, modern dünyanın en derin yarasını tek nefeste ortaya koyuyor. Bugün eşya ile insanın yer değiştirdiği, duyguların tüketimle yarıştığı, değerin görünürlük üzerinden ölçüldüğü bir çağın içindeyiz. Ve bu çağın en görünmez ama en ağır yüklerinden biri, giderek artan statü endişesi. İnsanın kendini, karakteri ile değil; sahip olduklarıyla tanımlamaya başlaması… Tüketim kültürünün ise bu duyguyu besleyen büyük bir motor hâline gelmesi… Bugün birçok insan için tüketim, bir ihtiyaçtan çok kimlik göstergesi hâline gelmiş durumda. Bir telefon modeli, bir tatil fotoğrafı, bir çanta ya da bir restoran karesi ve hatta kutsal mekanlarda çekilen bir özçekim… Hepsi aynı soruya cevap gibi: Ben toplumda neredeyim? Tüketim Psikolojisi: Kıyaslamanın Sessiz Çığlığı İnsanın doğasında kıyaslama var. Hepimiz mutlaka bir şeyi başka...